Bir zamanlar, her şeye gerçeklik kattığı için nefret ettiği çirkinliği şimdi aynı nedenle seviyordu. Çirkinlik en temel gerçeklikti. Küfürlü ağız dalaşları, iğrenç batakhaneler, düzenden yoksun hayatların haşin şiddeti, hırsızın, uğursuzun, toplum dışına itilmişin kepazeliği, sanatın zarif türlerinde, hülyalı şarkılarda betimlenen imgelerden çok daha gerçek, çok daha canlıydı. Unutabilmek ve kaçabilmek için işte bu tür şeylere ihtiyacı vardı.
Ona göre insan, sayısız yaşama ve sayısız hissiyata sahip, şekilden şekle giren karmaşık bir canlıydı; bünyesinde kendinden önce göçüp gidenlerin anlaşılmaz düşünce ve arzularının mirasını barındırıyor, teninde ölümcül hastalıkların izini taşıyordu.