Eğer yaşamın anlamı kuşkulu hale gelmişse, insanın başkalarıyla ve kendisiyle olan ilişkisi güvenlik yaratmıyorsa, kişinin kuşkularını susturmanın araçlarından biri ilgi çekmek, tanınmaktır.
Eğer ayrılma ve bireyleşme yönünde atılan her adım, bunların karşılığı olan benliğin gelişmesi evreleriyle eşleşebilseydi, çocuğun gelişmesi çok uyumlu olurdu. Ama bu pek
olmaz. Bireyleşme süreci otomatik olarak gerçekleşirken, benliğin gelişmesi, birçok bireysel
ve toplumsal nedenlerden ötürü kösteklenir. Bu iki gidiş arasındaki boşluk, dayanılmaz bir
soyutlanmışlık ve güçsüzlük duygusu yaratır ve bu da daha sonra kaçış mekanizmaları diye
tanımlanacak olan ruhsal işleyişlerin oluşmasına yol açar
Birey, kendisini dış dünyaya bağlayan —simgesel— göbek bağından ne ölçüde kurtulmuşsa, oölçüde özgürdür;
ya da kurtulmadığı ölçüde özgürlükten yoksundur;
ama bu bağlar ona güvenlik duygusu, bir ait olma, köklerinin bir yere bağlı olduğu duygusunu vermektedir.