Kütüphane kedisi

Kütüphane kedisi
@Devrimsel
Eğer ayrılma ve bireyleşme yönünde atılan her adım, bunların karşılığı olan benliğin gelişmesi evreleriyle eşleşebilseydi, çocuğun gelişmesi çok uyumlu olurdu. Ama bu pek olmaz. Bireyleşme süreci otomatik olarak gerçekleşirken, benliğin gelişmesi, birçok bireysel ve toplumsal nedenlerden ötürü kösteklenir. Bu iki gidiş arasındaki boşluk, dayanılmaz bir soyutlanmışlık ve güçsüzlük duygusu yaratır ve bu da daha sonra kaçış mekanizmaları diye tanımlanacak olan ruhsal işleyişlerin oluşmasına yol açar
Reklam
Varoluşsal Çelişki
Birey, kendisini dış dünyaya bağlayan —simgesel— göbek bağından ne ölçüde kurtulmuşsa, oölçüde özgürdür; ya da kurtulmadığı ölçüde özgürlükten yoksundur; ama bu bağlar ona güvenlik duygusu, bir ait olma, köklerinin bir yere bağlı olduğu duygusunu vermektedir.
İNSAN bencildir.
Freud'a göre insan ilişkileri biyolojik olarak var olan gereksinimlerin doyurulması yönünde yapılan bir değiş tokuştur bu ve bu değiş tokuşta, bir başka bireyle olan ilişki, hiçbir zaman için bir amaç değil, her zaman için bir araçtır.
Kendinle başbaşayken mutlu değilsen, hiçkimseyle, hiçbirşeyle mutlu olamazsın.
Kültürlü olmak ,sinir hastası olmakla doğru orantılı
Baskının uygarlaşmış davranış haline gelmesi sonucunu yaratan bu garip dönüşüm için Freud, yücelme sözcüğünü seçmiştir. Baskı, yücelme yetisinden daha fazlaysa bireyler sinir hastası olmakta ve baskının azalmasına izin vermek gereği doğmaktadır. Ancak genelde, insan itkilerinin doyurulmasıyla kültür arasında çelişkili bir ilişki söz konusudur: baskı arttıkça kültür (ve de sinirsel rahatsızlıklar tehlikesi) artar.