“Aynı çatı altında yaşamadığın müddetçe kimseyi gerçekten tanıyamazsın,” demişti. “Bir adamı gerçekten tanımak istiyorsan onunla aynı evde yaşamalısın, tatile gitmelisin, onu gözlemle-melisin; nasıl uyuyor, uyanıyor, tertipli mi, sabırlı mı, kibar mı... Mesela garsona nasıl davranıyor? Dışarıda kibar olan adam eve girdiğinde kaba saba bir adama mı dönüşüyor? Nasıl içki içiyor, nasıl eğleniyor? İçki içtiğinde içindeki bastırılmışlıkları yüzeye nasıl çıkıyor; saldırganlaşıyor mu, mahzunlaşıyor mu? Bunları yemeğe çıkarak, sinemaya giderek anlayamazsın. Bu buluşmalarda herkes en güzel kıyafetlerini giyer, sadece bedenini değil ruhunu da süsler; anlayamazsın.”