Dudaklarının arasından içeri akan kırmızı şarabın rengi daha çok bordoya kaçıyordu ve kadeh öyle güzel duruyordu ki bir an kadehin içinde içtiği o bordo sıvının şarap değil de, 𝑟𝑢ℎ𝑢𝑚 olduğunu düşündüm. İçi ruh dolu bir kadeh. 𝑅𝑢ℎ 𝑘𝑎𝑑𝑒ℎ𝑖.
Öldüm ve cennet, orası için fazla kasvetli olduğumu söyleyerek kabul etmedi beni. Cehennem için ise fazla sessizdim. Ruhsuz bedenler adı altında can çekişen varlıklarla dolu, karanlık bir odaya süpürüldü küllerim. Siyahıma, karanlığı sürdüler. Hayır, hayır, anlamıyorsun... Gittiğim yer, Araf değildi. 𝐴𝑟𝑎𝑓 𝑏𝑒𝑛𝑑𝑖𝑚.
Yokluğuna sarıyorlar hayallerimi gerçekliğin. Yalan söyledim. Derin, dipsiz bir kuyuda saklıyordum ben umutlarımı... Nasıl çalabildiler?
Öldürdüğüm yalnızca oydu halbuki, nasıl gömülen ben oldum?