Hayat Aslında Rüzgârın Estiği Yön Misali
Hayat, insanın avuç içlerine bırakılmış bir yelken değildir. Çoğu zaman öyle sanırız. Dümeni bizde zanneder, rotayı bizim çizdiğimize inanırız. Oysa bir sabah uyanırız, rüzgâr tersine dönmüştür. Ne yelken dayanır o esişe, ne de bizim inatçı bileğimiz.
Rüzgârın estiği yön misalidir hayat. Bazen sırtını sıvazlar, ılık bir meltem olur. Saçını dağıtır, yolunu açar, seni fark etmeden bir sonraki kıyıya taşır. O zamanlar “şanslıyım” dersin, “hakkettim” dersin. Unutursun, o rüzgârın senin hatrına esmediğini. Sadece o an, yönü seninle aynıdır.
Bazen de yüzüne vurur. Gözünü açtırmaz, nefesini keser. Bütün gücünle asılırsın küreklere, bir arpa boyu yol alamazsın. İşte o zaman “kader” dersin, “kısmet değilmiş” dersin. Kızarsın. Halbuki rüzgârın sana garezi yoktur. Onun işi esmektir. Senin işin, onunla yaşamayı öğrenmektir.
İnsan, Rüzgâra Direnen Tek Canlıdır
Ağaç eğilir rüzgâra, kırılmaz. Başak yatar, yeniden doğrulur. Kuş, rüzgârı kanadının altına alır, yükselir. Bir tek insan, yumruğunu sıkar ve bağırır: “Benim dediğim olacak!”
Olmaz.
Rüzgârın adaleti yoktur, pusulası vardır. Kuzeyse kuzeye eser, güneyse güneye. Senin planlarına, dualarına, takvimine bakmaz. Bir gecede bütün yaprakları döker, bir sabah hepsini yeniden yeşertir.
Bizim trajedimiz de budur: Kontrol edemediğimiz bir esintiye, kontrol bizdeymiş gibi planlar yapmak.
Yelkeni İndirmeyi Bilmek
Ustalık, rüzgârı değiştirmek değildir. Ustalık, yelkeni doğru zamanda indirmeyi, doğru zamanda açmayı bilmektir. Bazen limanda beklemektir marifet. Fırtına dinene kadar. Bazen da bütün cesaretini toplayıp açık denize çıkmaktır, rüzgâr arkandayken.
Hayat, “neden benim başıma geldi?” sorusunun cevabını vermez. Rüzgâr gibi. Neden doğudan eser de batıdan esmez? Esiyor işte. Senin