Konusundan kısaca bahsedersek, bir pilot, uçağının motorundan bir parça kırılması sebebiyle Sahra'ya acil iniş yapmak zorunda kalıyor. Çölde okyanusun ortasında sal üzerinde kalmış gemiciden bile daha yalnız kalan pilot, gün ağarırken sevimli bir ses ile uyanıyor ve karşısında Küçük Prens'i görüyor. Küçük Prens ile konuşmaya başlayan pilot, onun küçük bir gezegenden geldiğini, Dünya'ya gelmeden önce altı gezegen gezdiğini öğrenir. Bu altı gezegeni dolaşırken; kral, kendini beğenmiş, alkolik, iş adamı, bekçi ve coğrafyacı ile tanışmıştır. Yedinci gezegen olarak Dünya'ya gelmiştir. Bu yolculuk sırasında neler öğrendiğini anlatır Küçük Prens bize.
Çocuk kitabı olarak bilinse de yetişkinlere de hitap eden bir kitap. Çocukların çevresini anlamasını sağlarken yetişkinlerin dönüp kendisine bakıp yargılamasını sağlıyor.
Küçük prens; bir çocuğun gözünde yetişkinlerin dünyasını nasıl gördüğünü anlatıyor. Her cümlesinde durup düşünüyorsunuz. Çocukların engin hayal dünyası olduğunu, yetişkinlerin ise nasıl her şeyi tekrar ettiğini fark ediyoruz. Büyüdükçe çocukluğumuzun masum duygularını kaybediyoruz, sayıların içerisine giriyoruz, yalnızlaşıyoruz belki bencilleşiyoruz belki kibirleniyoruz... Fakat mutlu olamıyoruz. Çocuklar gibi mutluluğun en küçük şeyde olduğunu hatta belki yanı başımızda olduğunu fark edemiyoruz. Çocuklar bu koşturmaca içinde ne aradığını biliyor ama biz yetişkinler bunu da bilmiyoruz. Çocukları ne düşündüklerini, anlatmaya çalıştıklarını anlayamıyoruz. Bu yüzden onları anlaşılmaz buluyoruz. Peki ya biz anlaşılmaz kişilersek? Çocukların hayal güçleri karşısında bizim hayal gücümüz zayıf kalıyorsa? Onlarla konuşabilmek çok basit sadece kalbimizi açmamız gerekiyor. Fakat biz yine bir yetişkin olarak mantığımızı sokuyoruz. Kitap yetişkinlerin ve çocukların