Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada “Bulgaristan göçmeni olmak” başlıklı bir video gündeme geldi. Videoda bir genç kız, Bulgaristan’ı överken Türkiye’yi beğenmedi. Hatta “Bulgarlar yardımsever, komşuluk var; Türkiye’de yok” diyerek iki toplumu karşılaştırdı. İşin ucunu meyvelere kadar getirip “Bulgaristan'da meyveler daha kötü Türkiye’den” ifadesiyle üzülmeye vardı. Bu tavır, kişinin tarih bilincinden ve milli şuurlu bakıştan uzaklaşıldığını gösteriyordu.
Mustafa Kemal Paşa, Batı’ya karşı savaşmasına rağmen Batı’nın ilmini almak istedi. Yeni nesil ise Batı’nın ilmini almak yerine diğer gereksiz şeylerini kopyalıyor. Halbuki Atatürk’ün istediği; kendi köklerine bağlı ama çağdaş ilimle donanmış bir nesildi. Milli şuur eksikliği sadece bu kıza özel değil, Türk milletinin azımsanmayacak bir kitlesinde var.
Bunun sebebi aslında hepimizin bildiği şeyler: siyasi, hukuki, eğitim alanlarında tarih ve milli şuurun arka plana itilmesi, Türk gençliği baskı altında büyürken medyanın Batı’nın sadece yüzeysel gösterişini öne çıkarması yani popüler kültürün bilinçsizce Batı’yı yüceltmesi.
Sonuç olarak kendi köklerine yabancı, Batı’ya hayran bir nesil yetişiyor. Bu durum yalnızca bireyleri değil, toplumu da yozlaştırıyor.
Bizim Türk gençliği olarak azıcık dişimizi sıkıp çabalamamız lazım, bu efsun ve gösterişe kapılmadan. İstiklal Harbi zamanında İstanbul’un elitleri gibi kaçmayı değil; Atatürk ve silah arkadaşları gibi gayret etmeyi öğrenmeliyiz.
Elbette kızın haklı olduğu noktalar da var. Çiçeklerimiz güzel kokmuyor, fiyatlar fahiş. Ama çözüm kaçmak değil. Daha iyilerini ekmek, ekonomiyi ve eğitim sistemini değiştirmeyi denemeliyiz.
Bunu da tek başımıza değil, grupça yapmalıyız. Atatürk de tek değildi; kadrosuyla birlikte savaştı.
Milli şuur budur: Ben, sen, o değil. Biz.