Deli insan için tek gerçeklik, kendi içinde var olan gerçekliktir; onun korkuları ve arzularıdır. Dış dünyayı, kendi iç dünyasının sembolleri gibi kendi yarattığı bir şey gibi görür. Hepimiz aynı şeyi rüya görürken yaparız. Rüyada kendi arzularımızın ve korkularımızın (bazen de bilgilerimizin ve yargılarımızın) dışavurumu olan olaylar yaratır, dramalar sahneleriz ve uykudayken rüyalarımızın ürününün, uyanıkken idrak ettiğimiz gerçeklik kadar gerçek olduğuna inanırız.
Konsantrasyonu öğrenmede en önemli adım, insanın okumadan, radyo dinlemeden, sigara ya da içki içmeden kendisiyle yalnız kalabilmeyi öğrenmesidir. Gerçekten de konsantre olabilmek, kendisiyle yalnız kalabilmek demektir ve bu kabiliyet sevmek kabiliyeti için kesinlikle gerekli bir koşuldur. Eğer Kendi ayaklarımın üstünde duramadığım için bir başka kişiye bağlanmışsam o kişi bir cankurtaran olabilir fakat ilişki bir sevgi ilişkisi değildir. Paradoksal olsa da yalnız kalabilme yeteneği, sevme yeteneği için koşuldur. Yalnız başına kalmayı deneyen herkes bunu ne kadar zor olduğunu keşfedecektir. Kendini huzursuz, yerinde durmaz ve hatta kaygılı hissedecektir. Bu uygulamaya devam etme isteksizliğini, bunun hiçbir anlamı olmadığını, aptalca olduğunu, çok zaman aldığını vb. Düşünerek ussallaştırma eğilimi gösterecektir.
Çağdaş insan işlerini hızlı yapmadığı zaman bir şeyler -zaman- kaybettiğini düşünür. Gene de zaman öldürmek dışında kazandığı zamanla ne yapacağını da bilmez.
Sevgi, ister başkalarının kurgusal yaşantılarına temsili katılım yoluyla yaşansın, ister yaşanılan andan geçmişe veya geleceğe kaydırılarak yaşansın, bu soyutlaştırılmış ve yabancılaştırılmış sevgi, bireyin gerçekliğinin, yalnızlığının ve ayrılığının acılarını dindirmeye yarayan afyon gibi iş görür.
Eğer kişi, kökü kendi güçlerini üretken gelişiminde yatan bir kimlik, bir benlik duygusu oluşturacak düzeye gelmemişse sevilen kişiyi "putlaştırma" eğilimi gösterir.