Akıcı ama çok çirkin bir üslupla yazılmış bir kitap. Yazar resmen oturmuş, ben bu toplumu nasıl kutuplaştırabilirim, diye gece gündüz düşünmüş ve ortaya böyle bir şey çıkarmış.
-Spoiler-
Bilal, aşırı dindar ve tutucu bir genç. Huzur Sokağı'nda oturuyor. Elbette bir insan dindar olabilir ama kitapta bu durum çok garip anlatılmış. Bilal ders çalışmak ve ibadet etmek dışında hiçbir şey yapmıyor neredeyse. Sonuçta helal dairede kalmak koşuluyla eğlenmenin, hobilerinin olmasının bir sakıncası yok ki. Her neyse Huzur Sokağı, adından anlaşılacağı gibi oraya taşınanların huzur bulduğu bir yer. Bir gün bu sokağa bir apartman dikiliyor. Bu apartmanda sadece kimliğinde Müslüman ibaresi bulunan, Müslümanlıktan bihaber olan insanlar oturuyor. (Apartmanlarda hiç mi düzgün insan yaşamıyor yani?) Yazarın deyimiyle "hoppa" bir kız olan Feyza da burada oturmakta. Feyza ve Bilal ilk görüşte, daha tanışmadan birbirlerine aşık oluyorlar. (Gerçekçi olmayan, Yeşilçam filmlerindeki gibi bir aşk ama buna hadi olabilir diyelim.) Bilal yaşam tarzına uymadığı için onu unutmaya çalışsa da unutamıyor ve mazbut başka bir kadınla mantık evliliği yapıyor. (Birini severken başkasıyla evlenmek saçmalığı.) Feyza da kendi gibi bir tiple evleniyor bir gün tesadüfen dadısıyla konuşurken kaç yıllık hoppa kızımız pat diye hidayete eriveriyor (yani bir insan bir fikre ısınsa bile eski alışkanlıklarını değiştirmesi zaman alır değil mi?) Feyza başını falan örtüyor, kocası onu bu halde kabul etmiyor ve dövüyor, sonra tek celsede boşanıyorlar. Bu arada bir de Hilal diye bir kızları var. Burada dikkatimi çeken bir saçmalık daha var kocası mahkemede çocuğu da istemem diyor. Filmlerde bile her zaman görüyoruz ki ne kadar kötü babalar da olsa çocuklarından vazgeçmek istemezler, hatta bunun için diretirler ve eski