Caner Özdemir

Caner Özdemir
@DimLight
Pol
Su & Annem - 4/4 En korktuğum şey ne, biliyor musun Anne ? Işığı görmek için daha kaç yara alacağız bu karanlık düzlemde ilerlerken tökezleye tökezleye.. En korktuğum şey ne, biliyor musun Anne ? Bilmezsin sen.. Bilmesen de gel otur kıyısına kirpiklerimin, kokundan bir uçurtma yenecek şimdi yerçekimini ve ömrüme giren tüm kadınların çizdikleri aynı gri kuştan daha yükseğe yükselecek gökyüzümde.. En korktuğum şey ne, biliyor musun Anne ? Gülümsemeler ezelden beri ihanet repliği gibi, tekrar tekrar ettiğimiz kendimize. Sanıyorlarki yanılgılarımızla barıştık ve her pazar kahvaltıdayız güle oynaya. En korktuğum şey ne, biliyor musun Anne ? Biraz kendim olmak. Hayır, evet aslında. Alarmı en uyunan saatlere kurulu her hüzün suyu çatlatacak kadar suskundur gün içi yaşar gibi yapmalarda, kalbinin ortasından sağ işaret parmağını sallayan bir geçmişten doğan atınımla yaşamaklarda veya.. En korktuğum ne, biliyor musun Anne ? Bilmezsin sen.. Bilmesen de gel otur yanıma. Büyük bir korkuyla doğurdun beni, çıplak doğurdun. Çıplak olmaktan korkum ve ben öyle yorgunumki artık, her gece çırılçıplak korku içinde uyumaya çalışmaktan. Yenemediğim tek korkumu sen verdin bana, ne acı değil mi verdiğin birşeyler sürekli savaşmak ? En korktuğum şey ne, biliyor musun Anne ? Arka bahçelerinden neşeli gülüşler yükselen insanların acılar içinde ölmelerini istememin nesi yanlış mesela ? Neyi doğru yapmış olabilirler diye düşünmekten alamıyorum kendimi.
Edebiyat
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Pol
Su & Babam 3/4 Babam 16 yaşına kadar deniz görmemiş bir çocukluk bıraktı bana. Kırık bir “Pinokyo” bisikletten gizlice bakarak kontra “BMX” bisikletlere özenmek sonra. Ekmeğe hep ben gittim, eve gelirken almayı unuttuğu sigarasını market raflarında aramaya da ki cins bir marka sigara içerdi babam) bulmadan dönemezdim.. Tüm sınavlara yalnız gider, yalnız dönerdim; sıkı yönetim altında yaşayan annemin “sen yaparsın” okşayışları olurdu sadece sırtımda, her zaman da babamın sınava gireceğim okullarda önceden keşif yapmadığı içindir, iki saat erken giderdim, adres sora sora.. Akşam ezanından sonra cinler, periler fink atardı bizim mahallede. Babam yalan mı söyleyecek ? Çıkmazdık top oynamaya, misket yuvarlamaya.. Babam 16 yaşına kadar deniz görmemiş bir çocukluk bıraktı bana, yüzmeyi bilmem bu yüzden. Hiç babamın kollarında yatay durumda su yutmadım ben herhangi bir denizden, çocukken. Kullanılmış kitaplardan bana ait olmayan notlar ezberler, altını çizmediğim halde, kullanılmış orjinalinde altı çizik cümlelerle fikirler bilerdim inceden. Pijamayla girdiğim beden eğitimi derslerinde rezil olurdu babamın vurdumduymazlığı, oralı olmazdı bir süre sonra görüntü alışkanları. gerektiği kadar görmezden gelinirdi yanaklarımın mesken tutmuş kızıllığı. Çuvaldızla ayakkabı dikilmeyi abartırdı yırtıklarım, yeni modeller üretirdi annem dike dike ayakkabılarımı. Tabanları için yapabileceği pek fazla birşey yoktu da, iklimin ibne ılımanlığına kızmak gelirdi hep dışımızdan. Yağmuru da pek sevmem bu gibi sebeplerden.. Uzak uzak okullarda okumak istemediğimi söylesemde, duyamayacak kadar dibimde olurdu babam. Yürüye yürüye, okul yollarında bıraktım çocukluğumun yarısını bu yüzden. Kahvenin önünden geçmem için yalvarırdı bazen yorgunluğum, yorgunluğum yüzünden yolu kısaltma zorundalığım,
Edebiyat
Pol
Su 2/4 Su.. Beynimi deliyor gecenin sessiz çanağına düşen her damla. Delirmek üzereyim. Acın kadar güzelsindir şimdi, bir battaniyeyi kucaklayıp ayak altlarınada birazını sıkıştırmışsındır. İşaret parmağının ucuyla takip ediyorsundur sessiz ve yalnız bir ağıtın son sözcüklerini, oysa karşı duvar karşı duvardır. Genç bir kelimede durup ansızın, ki bu dalıp gidemeyişlerin iyice çoğalmıştır, mızrağın ucunda, en kırılgan ama en tehlikeli yerinde hissedersin kendini. Acı çektiğinin duyulmadığı her yer cehennemdir.. Su.. Asivatas’ın nutkundan alıntılar yaparken yakaladım kendimi biraz önce, pencereden dışarı bakıyordum üstelik. Dışarıdan savaş geçiyordu, Mezopatamya yine yanıyor diye düşündüm. Adanava ne kadar uzaktı buradan tutup ölçmedim ama olsa olsa pencere camının tepesinden aşağıya süzülen yağmur damlasına bir şiir yazabilecek kadar açık tutabilirdim gözlerimi. Sonra yine sana bakmaya geri döneceklerdi.. Kalkabilsem ve takatimin son çeyreğiyle sıkabilsem damlayan musluğu geçecek hepsi. İstesem yaparım biliyorum, istesem gelip işaret parmağını bile öperim.. Su.. Cellat çeşmesinde yıkandın sen. Adını, başı kelle taşlarının birinin üzerinde duran sahipsiz bir kadının hatırasından aldın. Cürumun tüm dillere çevrildi, tüm dillerde asıldın, tüm dillere adını bıraktın. Akluofobik gece bekçisi, neyi beklediğini bilmeyen meczup; uykuların hep yarım. Kaybolmuş bir şehrin anımsanan en güzel kısmına gömüldün, artık sadece sen görüyorsun karşında duranı. Belki bir köprü, belki bir deniz kenarı, belki derin bir orman. Senden başka bilen yok olduğun yeri, benim gelip kapını çalmalarım hep lafın gelişi.. Su, irreal gölge.. Tam buluşacakken krom evye ile yolunun yarısına uzattığım elimin üzerine.. Yok gibi, garip ürperti harici. Işığın sesinden ürküp kaçan bir hamamböceğinin
Edebiyat
Pol
İntro & Su 4/4 Su.. Dönülemeyecek kadar geçmişteyim.. Atılacak tarih yaratılmadan önce tuncun içinde bakır, kalay ve su.. Kum taşlarının oluşum seramonisine bir iki nefes, belki de gerçekten yokum. Su.. Mutfak musluğundan kendi oluşturduğu zaman aralığında sarkaç, yerçekimiyle damla damla sevişmelerinden çıkan ses. Kontrol onda, gören herkesi ikna edebilecek kadar iyi kurgulanmış yerçekiminin mazeretsiz doğasına her iki saniyede bir salıyor kendini. Birazdan apartmanın sekizinci katından aşağıya damlama olasılığım var, evrene bakınca iki saniye koca bir ömür, dahası kadar yoksam bile.. Su.. Bir nehrin kenarında olmayı isterdim şimdi. Günün hangi diliminde orada olmak istediğimi o nehrin sıradan bir kenarını görmeden söylemeyeceğim, bunu sonra konuşuruz. Aslında günlüğünü yakan bir kelebekten farkımız yok. (Bunu da sonra konuşuruz) Bahariye’nin üst güvertesinde seyr-i İstanbul’a geç kaldım, gaz lambası ışığının yardım ve yataklıktan yargılandığı gölge cinayetler devrine de. Bu zaman, kavrulan Bağdat’a televizyon ekranlarından hüzünlü hüzünlü baktığımız bir ara zaman. Algılanamayan şeklalmanın uzak tanıkları olmak için seçildik elimizde olmadan. Milyon anıdan kelime kelime cımbızlanarak yaratılacak tarihin çocukları, Simurg’un doğumunu resmedeceğiz yüzümüzdeki kapkara ise çaldığımız işaret parmağımızla; yeni bir gelecek, falan filan.. Su.. Daphne başlattı ya da Apollon; cinsler arası korkuyu.. Peneus ırmağı nereye dökülür bilmiyorum, doğduğu yeri zaten saklıyor. Kimisi Thessalia’nın gözyaşları diyor, kimisi mısır yetiştiriyor, yani oralı değil. Toprak ananın kabul ettiği son duaydı, korkmuş Dephne’nin o duası. Sonra toprak ana kendi kulaklarını kemirdi , kendi gözlerini oydu. Bu yüzden sanırım bir yanında insanlar ölürken, diğer yanında tüm olanlara kapalı bir
Edebiyat
Pol
intro 3/4 İncelik.. Kayıp çocuklar sokağından eril limanlara çıkan lamelif hallerin genelidir büyümek.. Derlerki ; kentler yılandır, uzunca sürer zehirlerinden ölmek. Beton binaların düşleri içinde kıpırdayan deniz kenarları vardır ve uzaklarda ormanlar yanarken acınılan bir şeyler.. Derlerki ; ince olacaksın, burnunun dikine rüzgarlara karşı duracaksın, sıyırıp geçecekler seni. Kıyılara inşaa edilmiş terminallere ve garlara arka kapıların hepsinden ulaşılır nihayet, açacak cesaretin olsun yeter.. İncelik.. Bir Rihle hikayesi sanki ömrümüz. Hani gidilmemişken henüz İskenderi’yeyi tarif etmek gibi ve oraya ulaştıktan hemen sonra ölmek. Neden ölünür varmak için onca cefa çektikten sonra bir şehirde. Eski dilde hayalkırıklığının neyse işte adı, ondandır. İnceliklerdir insana yolunu tamamlatan. Sonrası, sonrasında kalanların hikayeleri sürekli yeni başlıklar atar sonrasılarna. Üzeri kapanır ve zamanla kaybolur o başlıklar altında, ilk hayalkırıklığı.. Seç birini.. İncelik.. Bir noktada yeterince sabit kalırsan, o noktayı senleştirebilirsin. Görünecek ayrıntılar aylaktır, gezgindir, göçebedir ve sana kalan onlara ihtiyaç duydukları anlamları vermektir. Sana doğan bir şey mi bekliyorsun, bekleme; sen doğur.. İncelik.. Koltuğunun altına La sıkıştırmış ağır ağır yürüyor adam. Tamamlamaya, ya da eksiltmeye doğru bir şarkıyı. Duyuların bir anda aynı senkronda dalgalanmasıyla çıkılmış tuhaf bir yol uzanık önünde, nereye dönse kendine ihanet edecek. Yorulup düşse tamamlayamayacak şarkısını ve kaçıp gittiği her şarkıda sırıtacak o La. Gitse, vardığı yeri yerinde durmak-La göremezsinki.. İncelik.. Kaptanı dün boğulmuş bir geminin güvertesindeyim. Tayfalar son mısrasına intihar süsü verilmiş bir şiirden bahsediyorlar. Alt kamaralarda sorguları sürüyor yelkovan
Edebiyat