Emrah Altun

Emrah Altun
@Diogenaus
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için. Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz. instagram.com/altunemo
Okur Yazar
Stockholm
36 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
sizce öyle mi ?
"Kadınlar şairleri sever ama müteahhitlerle evlenirler." Onur Ünlü
Sinema
Reklam
Galiba sekiz dokuz yaşlarındaydım. Bir Orta Anadolu kasabasında büyüyordum. Babam gazozcuydu. Bir gün tüm kasaba çarşı meydanındaki kahvenin önünde toplandı. Her gün kapısının önüne gazoz bıraktığım kahvenin sahibi, yaşlı hoş sohbet amca yanında çırak olarak çalışan, benim yaşlarımda esmer yetim bir çocuğa, İhsan’a iki yıldır tecavüz ediyormuş. Çocuğun bu durumunu, kasabaya yeni tayin olmuş, nüfus müdürlüğündeki memur fark etmiş ve iş onun gayretiyle açığa çıkmış. Kahveci, kalabalığın arasından elleri kelepçeli polis otosuna doğru giderken, akrabamız rahmetli İsmail abi söktüğü kaldırım taşını bağırarak kahveciye fırlattı. Başına yana eğmezse kafasını parçalayacak iri taş gitti kahvenin su oluğuna çarptı ve ezdi. Her sabah gazoz dağıtmak için dolaştığım çarşı içinde, çocuk kafamda hiç unutamadığım görüntülerden biridir, ezilmiş su oluğu. Kahveci nedense bir süre sonra işinin başına döndü. Artık bu dünyada yerinin olamayacağını düşündüğüm kahveci yine çay yapıyor, dağıtıyor, oturanlara laf atıyor, şakalaşıyordu. Ona taş atan İsmail abi de hiçbir şey olmamış gibi kahvede okey oynamaya devam ediyor, arada sırada kahveciyle laflıyordu. İhsan’ı bir daha hiç görmedim. İstanbul’a, akrabalarından bir terzinin yanına çırak olarak gittiğini söylediler. Bir daha o kahvenin önüne gazoz bırakmadım. Orta okula gidiyordum. Sabah annemin kirkit sesleriyle uyanır, onunla birlikte güne başlar, yatağın içerisinde o günkü derslere bir kez daha bakardım. Annem sabah namazı için kalkmış, abdest almış, mırıl mırıl dualarla odada geziniyordu. Bir ara pencereye yanaştı ve dikkatlice dışarı baktı. Sabahın o ıssız sessizliğinde, belli ki annemin tanıdığı bir kadın ayağında terlikler telaşlı telaşlı bir yerlerden geliyor. Annem bir süre merak ve kaygıyla dışarıyı izledi. “bunun ne işi var bu
Sağlık
''Ufak bir pencere...Ve bu pencereden sadece Sincan'ın dağları gözükmekte. Biz mahkumlar sırf o pencereden bakmak için nelere katlanıyorduk bi bilseniz.'' İki gün evvel Sıncan cezaevinde yatmış bir dosttan dinledim bunu. Ben kucağımdaki gökyüzünü umursamazken o bir avuç gökyüzü için kavga dahi etmiş. Neden? Ben özgür o tutsak idi. O yitirmişti gökyüzünü ben sahiptim gökyüzüne. İnsan özgürlüğü hiç bir şeye benzemez. Bu özgürlüğün ne ifade ettiğini onu yitirdiğimizde anlıyoruz belki de. Dışarı çıktım, gözyüzünün serinliğinden bir buse düşte yüzüme. ''İyi ki birlikteyiz'' dedim... Metin ateş
Bir tavşan yavrularını toprağa gömerek saklar. Ekmek parası için, yavrularının büyümesi için doğayla savaşıp, günlük nafakasını temin ettikten sonra yuvasına döner. Ve toprağa gömdüğü yavrularını topraktan geri çıkararak onları doyurur. Kimi tavşan yuvasına tekrar dönme şansına sahip olmaz. Belki de bir avcı’nın kurşunu buna engel olmuştur. İnsanoğlunun nefsi doğadaki masum bir canlıyı yok edecek kadar arsızlaşmıştır. Ey avcı; avcılık bir spor deyip nefsini onursuzlaştırma. Metin Ateş
1 SORU !
Çok okumak insanı dinsiz edebilir mi ?