“İnsan kendine bir yuva kurdu mu, onu istediği an ziyaret edebilir. Her şey darmadağın olabilir, taş üstünde taş kalmayabilir seni çeviren dünyada. Ama içindeki yuva sağlamsa bir şeycik olmaz. Biraz sarsılır, biraz durur, sonra vakitlice kalkar yoluna devam edersin. İçindeki yuvaya sahip çık, onu her gün ziyaret et, havalandır, temiz tut. Canın istediğinde kapıları içeriden kapatıp dinlenebildiğin bir yuvan var olduğu sürece, her yerde evinde olursun. O zaman, dünyanın neresine gidersen git, dünya senin evindir.”
“Bu günlerde Ortadoğu'daki Müslüman toplumlar göreceli olarak tutucu, teknolojide ön saflarda yer almıyorlar. Ama Orta Çağ'daki aynı bölgedeki Müslümanlar teknoloji bakımından ileriydiler, yeniliklere açıktılar. Çağdaş Avrupa'dakinden daha yüksek okuryazarlık oranına ulaşmışlardı; Eski Yunan uygarlığının mirasını öylesine özümsemişlerdi ki bugün biz Eski Yunan'a ait kitapların çoğunu Arapça kopyaları aracılığıyla tanıyoruz; yel değirmenlerini, trigonometriyi, üç köşeli yelkenleri geliştirdiler ya da icat ettiler; metal sanayisinde, mekanik mühendislikte, kimya mühendisliğinde, sulama yöntemlerinde önemli adımların atılmasına öncülük ettiler; Çin'den barutu ve kağıdı alıp Avrupa'ya aktardılar. Orta Çağ'da teknoloji akışının yönü bügünkü gibi Avrupa'dan İslam alemine doğru değil, büyük oranda İslam aleminden Avrupa'ya doğruydu. Ancak MS aşağı yukarı 1500 yılından başlayarak bu akışın yönü yüz seksen derece değişti.”
“Bazen kahraman hiçliğin, acının ortasına atılmış bulur kendini. Kendini yaşayamamanın doğurduğu acıdan özgürleşebilmesi için bu gereklidir. Oracıkta, hiçliğin ve acının tam ortasında elinde olan tek şeyi bulur: kendini. Elinde olan tek şeye, kendine tutunur.”