Ne kadar sıkıldım anlatamam. Kadın karakterin ve ailesinin sevimsiz, silik hayatlarını okumaya bu kadar zaman ayırmanın ne anlamı olduğunu asla çözemeyerek hiç ara vermeden bitirdim kitabı.
Bittiğinde, hiç ara vermeden değil, aslında soluk bile almadan okumuş olduğum gerçeğini kabul etmek zorunda kaldım. Kadın karakter sorunluydu, silikti, ezikti ama zaten gerçek dünyada kim bundan farklı ki? En güçlü görünenin zayıflıkları, en mantıklı olanın saçmalıkları ile yaşamıyor muyuz hayatı? Ne bekledim acaba kitaptan? Alıştırıldığım üzere sihirli peri değnekleri ve süper kahramanların belirmesiyle bir anda gerçeküstülüğe kavuşan bir masal mı? Ne olacaktı? Kadın aniden güç abidesine mi dönüşecekti? Dönüşmediği için mi sıkıldım?
Oysa yazar ince ince işliyordu gerçek hayatı satırlarında. Gücün ve başarının yolunun sevgiden geçtiği de dahil olmak üzere tam 437 sayfa boyunca dünyaya pozitif duygularla bakmayı başaran bir karakterin geçmişini, gelişimini ve dönüşümünü aktarıyordu bize. Hiç abartmıyordu, belki de o yüzden sıkıldım. O insanlar benim çevremdekilerden farklı değildi, o yüzden sıkıldım. Benim yöntemlerimden farklı çözümler üretiyordu, o yüzden sıkıldım. Ama her ne yapıyorduysa doğruydu, mantıklıydı, karaktere uygundu ve tamamen farklı bir bakış açısının ürünüydü.
Bana hiç benzemeyen bu iyimserliği okumak çok sıkmıştı beni anlaşılan. Bir o kadar da büyülemişti. Belki okurken ben aslında kendimden, yumuşaklığını çoktan kaybetmiş geçişlerimden, kolaya kaçmış bezginliğimden sıkılmıştım. Seçmeyeceğim yöntemlerin de çözüme giden bir yol olduğunu görmek büyülemişti beni. Bir kez daha bu dünya üzerindeki en mükemmel insan olmayabileceğim kuşkusu düşmüştü içime. Olabilir miydi? Bir yazar her seferinde bana bunu yapabilir miydi?