Yaşanmasına izin verilen her duygu gelir ve geçer. Unutma, hangi duygu gelirse gelsin, onların hepsi misafir, sen ev sahibisin. Doğu felsefelerinde sevdiğim bir söz var, belki sana da ışık tutar: Sen gökyüzüsün, geri kalan her şey hava durumu.
Bir duygu, sadece bir duygudur. İzin verirsek, her duygu bize bir mesaj iletir. Mesajını anlayabilirsek kendi hızında, kendi zamanında yaşanır ve sahneden çekilir gider...İzin vermezsek, bodrum kata iner ve ağırlık çalışır. Yani daha da güçlenerek ilk fırsatta yeniden sahneye çıkar. Acıya direnç gösterirsek acımız ıstıraba dönüşür. Aslında hayatta acı kaçınılmazdır. Istırap ise bir seçim.
Sadece yaşama veda eden sevdiklerimiz için değil, yaşadığı halde artık hayatımızda olmayanlar için de yas tutarız. Vedalar, ayrılıklar hepsi içimizde bir yas süreciyle vuku bulur. Birçoğumuz doğum günlerimiz veya yeni bir yıl yaklaşırken de buruklaşırız. Bir yıl daha geçmiştir ömrümüzden ve biz yaşamımızın sonuna doğru bir yıl daha yaklaşmışızdır. İster istemez bir muhasebesini yaparız geçen bir yılın daha. Yas, sadece bir ölümün ardından değil; aslında biten, sona eren, devamı olmayan, kaybettiğimiz her şey için tutulabilir.
Uslu bir kız çocuğu olmanın er ya da geç varacağı yer terapi koltuğudur...Anne babamızı korumaya, kollamaya, onların mutlu olması için çabalamaya; onlara dert ortağı, sırdaş, dost olmaya uğraşırken... çocuk olmayı unutuyormuşuz. Unutulan ve kaçırılan bir çocukluğun ardından, yaralarımızı sarmak için terapi koltuğuna oturuyormuşuz. Anlıyorum ki... nasıl her nefsin ölümü tadacağı kesinse, her uslu kız çocuğunun da terapi koltuğunu tadacağı kesinmiş
İnsan nisyan ile maluldür İpek. Hepimizin ortak zaafıdır unutmak. Belki de hayatı yaşanılabilir kılan, hatırladıklarımızdan ziyade unutabildiklerimizdir.