Aslında beni tiksindiren şey, dün gece kendimi pek yüce hissetmiş olmak. Yirmi yaşındayken kafayı çeker, sonra Descartes gibi bir adam olduğumu ileri sürerdim. Kendimi hamasetle şişirdiğimi çok iyi bilsem de engel olmazdım buna, hoşuma giderdi.
Hiçbir şey değişmedi fakat yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum. Bulantı'ya benziyor bu, ama aynı zamanda tam tersi: Sonunda başımdan bir serüven geçiyor. Kendimi sorguya çekince bunun, kendim olmaklığım ve burada bulunmaklığım olduğunu görüyorum. Geceyi yarıp geçen ben'im. Bir roman kahramanı gibi mutluyum.
İnsanları aldatan da bu zaten: İnsan hikâyecilikten kurtulamaz, kendi hikâyeleri ve başkalarının hikâyeleri arasında yaşar; başına gelen her şeyi hikâyelerin arasından görür, hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.