"Mefkûre, mefkûre!" diye haykıranlardan yayan yürüyene rast geldiniz mi? Hepsi yaz mevsimini Büyükada'da, kışı Beyoğlu'nda ve gecelerini (Sirkal Doryen) da geçiriyorlar. Bu gibilerin çoğu, ağızlarından (mefkûre) kelimesini düşürmeyerek milyoner oldular.
Zekâmızı, ahlâk gibi sevkitabiîlerimizin aleyhine kullandığımız vakit hayatı kazanamayız. Bilâkis cinsî temayüllerle zekânın istikameti birleşirse muvaffakiyet yüzdeyüzdür. Zengin kokotların dehâsı, yahut kadının şahsiyetinde tevehhüm* edilen şeytânî ruh bundan ileri gelir. Ahlâkçılar, cemiyetçiler, yanlış bir nazariye olarak zekâyı sevkitabiîler aleyhine kullanmışlar. Bu fikrin menşei dinlerdir. Nefsi emmareyi* ruhun düşmanı sanmışız. Tabiî kuvvetlere karşı aklî harp açmışız. Zekânın bile sevkitabiî olduğunu bilmiyoruz. Başka memleketlerde aklın cinsî temayüllere galebesine devlet teşkilatının kuvveti sayesinde az çok muvaffak olunur. Burada o da yok, kanunsuz ve mahkemesiz bir memleketteyiz. Tarihimizde suistimalsiz geçen bir saniye yoktur.
... mektepte, yahut ailede size öğretmişler ki millet, memleket, fazilet mukaddestir. Siz bu üç mefhumu şe'niyyet bellemişsiniz. Yaşarken bakıyorsunuz ki her zaman iş sizin bildiğiniz gibi değil.
Çanakkale'de ... Türk gençleri bunlar için mi can verdiler? Tevekkeli değil, ordu, ahali açlıktan, hastalıktan kırılıyor. İki milyon kilometre murabba* arazinin mahsullerini İstanbul'da üç beş yüz kişi yiyor. Yine kör boğazlarına doymuyorlar. Hay Allah topunu Kahr ismiyle kahretsin... İnsan vatanperver olduğuna değil enayi yerine konduğuna yanıyor.