Onları Allah’a bıraktık; suç işlemediğimiz hâlde suçlu ilan edenleri, bizde olmayanı diline dolayanları, hakikati aramaya zahmet etmeden zanla hüküm kesenleri… Nefislerinin karanlığına teslim olup vehimlerini iman, yalanlarını hakikat bellemiş olanları.
Onları Allah’a terk ettik; ayıplamayı marifet, incitmeyi cesaret sayanları; emeğimizi yok sayan, iyiliğimizi inkâr edenleri… Dostluğu hançerleyip vefayı çiğneyenleri; iftirayı silah, haksızlığı yol, zulmü alışkanlık edinenleri.
Onları Allah’a havale ettik; çarpıtanları, teşhir edenleri, karalayanları; bilerek eğip bükenleri, bilerek yaralayanları ve bilerek eziyeti derinleştirenleri.
Biz sustuk. Çünkü söz kirlenmişti. Biz çekildik. Çünkü mücadele, değersizleşmişti. Karşılık vermedik; çünkü adaletimizi onların terazisine sığdırmadık.
Onları Allah’a bıraktık; zira O, bizi onların zehirli dillerinden daha iyi bilir; hakikatimizi onların çarpık zanlarından daha yakındır ve hükmü, hevasına kul olmuş herkesin hükmünden daha keskin ve daha şaşmazdır.