Kansız yaralar…
Ve mezara kadar süren bir mücadele.
Bu, seninle nefsin arasındaki savaştır.
Nefsin, her an seni cehenneme doğru itmeye, kurtuluş yolundan uzaklaştırmaya çalışır.
Bazen hevesle, bazen ertelemekle, bazen umutsuzlukla, bazen de süsleyip güzelleştirerek kapını çalar.
Bir savaşta kazansan bile, bil ki hemen ardından başka bir savaş açar;
çünkü amacı, seni nimet ehlinin safından uzaklaştırmaktır.
Bu ordusuz, sessiz savaş…
Sadece iç âleminde olur.
Nefsinin istediğiyle Allah’ın senden istediği arasında bir çarpışma…
Aşağıya çeken karanlık bir fısıltıyla, seni yüceliğe çağıran bir nur arasında.
Hayatta karşılaştığın en çetin düşman, ne şeytanlardır ne de insanlardır;
en büyük düşmanın, göğsünün arasındaki nefstir.
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir:
“Kimsenin beni cennette geçeceğini sanmazdım; ta ki kendi nefsime bakıncaya kadar.”
Gözün haram olana kayar, heves sana fısıldar:
“Bir defadan bir şey olmaz.”
Ama kalbindeki başka bir ses şöyle der:
“Tam aksine… Bu defa, ya nur hanene yazılacak ya da günah karanlığına.”
Düşün:
Her arzuya “hayır” deyişin,
her çevirdiğin bakış,
her tuttuğun söz…
Gökte senin adına kazandığın bir zaferdir.
Süfyân es-Sevrî de şöyle der:
“Nefsimi yenmekten daha zor bir şeyle karşılaşmadım; bazen benimle, bazen bana karşı.”
Ey Allah’ın rızasını isteyen,
Çatışmasız bir gün bekleme;
Zafer kazandığın günü bekle.
Ve unutma:
Kendini gizlide yenenleri, Allah açıktan yüceltir.