Vardır her gecesi bir insanın
Ne öldüğü ne de yaşadığı
Çeker paslı bir sandalyeyi bırakır ayaklarının altına
Dolar ipi boynuna
Tekmelemek istersin sandalyeyi tekmeleyemezsin
Çıkartmak istersin ipi boynundan çıkaramazsın
En sonunda anlarsın
Seni kurtaranın sandalyenin olmadığını
Ve
Seni öldürenin ip olmadığını
Seni öperken
Çeviriyorum kum saatini incelikle
Gecenin sessizliğinde yarım bırakma öpüşlerimizi
Kırılır dal soğur hava
Saygıyla öpüyorum göğsünü
Cennet cehennem kapısına denk geliyorum
Vebali boynuma
Anımsıyorum loş ışıkları
Tenine değiyorum anlamı yok günahımızın
Boynundan öpüyorum
Aydınlığa kavuşuyor gece
Soyunmadan karanlığı geçelim
Kalabalık bizden habersiz
Gördüğümüzü görür tanrı ve ben sıcaklığına sığınırım
yazmak istiyorum sana.Bildiğim,bilmediğim tüm dillerde..önce yazmak sonra küfretmek..! !
Derin bir iç çekişsin sanki,sanki yüzmekten yorulmuş we bir okyanusta boğulmuş bir multeci..sanki dokuz doğurmuş bir anne,bir taze ölü kokusu bir hardal gazı saldırısında..! ! sen habil ile kabil'in hıncı,muhammed'in inancı,ibrahim'i yakmayan ateşsin..sen tanrının kendiyle monologu,sen yalnız bir kadının çıldırmış hali gibisin...bir sawaş borozanı bir dewrilen cümlesin...wardiyası değişmeyen bir fabrıka,,kolunu düzen çarkına kaptırmış bir işçisin...sen bir bayraksın allı -yeşilli bir eylemin en ön safında..bir türlü gelmeyen iftar waktı,namazda küfre duran çember sakallı bir ıhtıyarsın,yalansın...sınırı ihlal edilmiş bir kimliksiz ülke,at nalları ile döwülmüş esmer bir coğrafyasın..sen dıyarbakır cezaewi,makatına cop sokulan inançlı bir militansın..sen öfkemin bana çarpan yüzü,bin yıllık hıncımın dişa wurumusun...sen şiir yazarım ınancına kendımı kaptırma hali,sen geniz yakan bir kokusun