Ruth'un asla hayal edemediği kadar saf bir insan olduğu doğruydu; fakat kirazlar dudaklarını lekelemişti. O da en az kendisi kadar amansızca bir şekilde evrenin kanunlarına tabiydi. Yaşamak için yemek zorundaydı, ayakları ıslandığında o da herkes gibi üşütüyordu. Fakat mesele bu değildi. Eğer açlığı ve susuzluğu, sıcağı ve soğuğu hissedebiliyorsa o halde aşkı ve bir erkeğe âşık olduğunu da hissedebilirdi. Martin de bir erkekti. Neden o erkek olmasındı?
Ama ben yine de seninle daha hızlı yol alırdım, demek istedi Martin, güneşin aydınlattığı alanların ve yıldızlarla bezenmiş boşlukların sonunun gelmediği bir dünyanın, kollarını Ruth'a dolamış, soluk, altın sarısı saçları yüzünü yalarken onunla birlikte sürüklendiği bir dünyanın hayalini kurduğu anda. Aynı anda, sözcüklerin acınacak kadar yetersiz olduğunun farkındaydı. Heyhat! :(
Ruth bu kaba saba denizcinin bir sürüngen gibi kalbine sızdığından, oraya günün birinde aniden ortaya çıkacak ve ateş dalgaları halinde akın akın yükselip onu saracak olan hapsedilmiş güçler yığdığından habersizdi.