Ayışığı

Ayışığı
@Donot
~İnsanlar bir yere ait olacak bir isim arar; ben ise ismimin içini doldurmayı seçtim. Taraf olmadım, çünkü bir taraf değilim. Benim yerim, kendi içim.~
Kabuk çatladı şimdi çıkma zamanı
Cuma günü saat iki civarıydı. Alışveriş merkezinin geniş, cilalı koridorlarından süzülüp, tavanı göz alan beyaz spotlarla aydınlatılmış mağazanın geniş cam kapısından içeri adımlarını attılar. İçerideki o keskin, gölgesiz aydınlık; Umut’un üzerindeki ağır siyah kabanı ve yılların getirdiği o görünmezlik zırhını aniden fazla belirgin, fazla iğreti bir hale getirdi. Adımları, mağazanın tam ortasında bıçak gibi kesildi. Elleri kabanının derin ceplerinde yumruk halini aldı. Etrafını saran o sonsuz renk cümbüşüne, askılardan taşan canlı kumaşlara ve telaşlı insan kalabalığına bakarken nefesi sığlaştı. Tek bir reyona bile yaklaşamadı. Olduğu yerde, aydınlığın ortasına düşmüş simsiyah ve kaskatı bir leke gibi donakaldı. Burak, ondan birkaç adım ötede durmuş, Umut’un omuzlarındaki bu ani ve sessiz felci anında fark etmişti. Üzerine gitmedi. "Ne duruyorsun" veya "Hadi seç" demedi. Bakışlarıyla mağazayı hızla tarayıp, sol taraftaki en kuytu köşeye; tamamen siyah kazakların, pantolonların ve ceketlerin dizili olduğu o koyu renkli reyona doğru yöneldi. "Bak," dedi Burak, sesini mağazanın o yorucu uğultusundan izole eden o tok, sakin tonuyla. Siyah, düz kesim bir bluzu askısından çıkarıp havaya kaldırdı. Sırf Umut o alışkın olduğu karanlığın içinde kendini güvende hissetsin diye, o siyah kumaşı onun hizasında tuttu. Umut adımlarını sürüyerek onun yanına gitti. Ancak gözleri Burak'ın elindeki o siyah kumaşa değdiği an, çene kasları şiddetle kasıldı. O siyah parça artık ona bir sığınak değil, yıllardır içine tıkıldığı o havasız çuvalın ta kendisi gibi görünüyordu. Kumaşa veya kesimine bir saniye bile bakmadan, başını hızla başka yöne çevirdi. "Beğenmedim," dedi keskin, pürüzlü bir fısıltıyla. Burak hiç duraksamadı, itiraz etmedi. Elindeki bluzu yerine asıp hemen yanındaki başka bir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kendimi dünyanın en önemli 2. şeyini yapıyor gibi hissediyorum. 1.si dünyayı kurtarmak.
Sokağın köşesini döndüğünde, mekanın girişindeki loş sarı ışıklar ıslak asfalta vuruyordu. İçeriden sızan boğuk bas sesleri gecenin soğuk havasına karışmıştı. Umut adımlarını yavaşlattı. Ağır, siyah kabanının önü yarıya kadar açıktı ve o karanlık kumaşın içinden kiremit rengi ince triko, gecenin griliğini kesen bir ateş gibi parlıyordu. Oraya doğru yürürken, birkaç saat önce odasındaki boy aynasının karşısında yaşadığı o an zihninde canlandı. Elinde o şekilsiz, kalın gri kazakla dikilirken hissettiği o tanıdık, boğucu güven duygusuna teslim olmak üzereydi. Tam kazağı başından geçirecekken, amfideki o kağıda kendi eliyle yazdığı "Tabi" kelimesi zihninde yankılanmıştı. Gri kazağı yatağın üzerine usulca bırakmış, dolabın en karanlık köşesine ittiği o kiremit rengi trikoyu tek bir hamlede, hiç çekiştirmeden çekip almış ve üzerine geçirmişti. Odanın kapısını kapatıp çıkarken attığı adım, sadece evden değil, kendi ördüğü o renksiz zırhtan da bir çıkıştı. Şimdi, sokağın köşesinde dururken, mekanın ahşap kapısının önünde tek başına dikilen Burak’ı gördü. Ellerinden biri her zamanki gibi siyah montunun cebindeydi, diğer elindeki sigaranın közü karanlıkta kızarıp sönüyordu. Başını hafifçe öne eğmiş, bakışlarını asfalta dikmişti; duruşunda, gelmeyecek birini beklemenin o yorgun, sessiz kabullenişi vardı. Umut derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi ve loş sarı ışığa doğru yürümeye başladı. Adım sesleri sessiz sokağı böldüğünde, Burak başını yavaşça yerden kaldırdı. Bakışları önce Umut'un yüzüne, ardından hemen kabanının açık yakasından parlayan o kiremit rengine kaydı. Sigarasını dudaklarına götürmek üzere olan eli havada, kısa bir an asılı kaldı. O kayıtsız, yorgun yüz hatları saniyeler içinde çözüldü; dudaklarının kenarında, zorlanmamış, sakin ama bütün yüzünü aydınlatan
Gel de gülleri sevme! Güllere bakarken, o güzellikleri karşısında adeta büyüleniyorum. Öyle hoş, öyle güzeller ki... Renkleri arasındaki o yumuşak geçişler, yapraklarındaki narin kıvrımlar insanı bambaşka yerlere götürüyor.
Duygu ve Düşünce