Hayatı tepkisel olarak değil, etkin bir biçimde tecrübe etmek. Ancak böylelikle insan, kendi hayatının yazarı olacaktır. Bu yolculuk esnasında bir şey fark edeceğiz: Hayatta mutluluktan önemli şeyler var. Aşk, hakikat, güzellik, sadakat, şeref, cesaret ve özgürlük...
Depresyon ve umutsuzluk ülkesine ayak basmışızdır. Direnç ve ümidimizin sınandığı anlardır bunlar ve sahneye, daha farklı yetenek ve içgörülerimizin çıkmasını gerektirir. Böylesi buhran zamanlarında özgürlük sadece iradenin işe koyulması değildir. Özgürlük, doğru bir görüşe ve bu görüşün tetiklediği eylem yeteneğine de sahip olmaktır.
Arif adamın cevabı çok manidardır: "Dostum, fakir bir adamın görüntüsünün altında kimin gizlenmiş olduğunu bilemezsin."
Her insanda bir yüceliş imkânı görmek bizi insana karşı hürmetkår kılacaktır. O ahsen-i takvimdir, yaratılmışların en güzelidir, meleklerin önünde secde ettiğidir. Ruhunu prangalarından kopardığınızda cennetlere kanat çırpabilendir. Mesele sevgili dost, her insanı Hızır bilmekte, onu gönül soframıza buyur edebilecek kadar cömert olmakta.
Bir gün öğretim üyesi, üniversite öğrencilerine sınavın ilk sorusunu söyle sorar:
"Her gün sabah amfiye girerken etrafı temizlediğini gördüğünüz temizlikçi kadının adını ve soyadını yazın, 50 puan bu soru..."
Öğrencilerin hiçbiri cevabı bilemez. Hepsi utanır bu durumdan ama daha sonra o hanımın ismini öğrenirler. Onun da saygı gösterilmesi gereken bir insan olduğunu fark eder ve ona ismiyle hitap etmeye, her sabah onunla merhabalaşmaya başlarlar. Orada olduğu halde görmedikleri bu insanın da kendileri gibi saygın biri olduğunu, konuşulacak hoşbeş edilecek bir kişi olduğunu anlarlar.
Bu basit hikâye günlük hayatın içinde fark etmemekten, önemsememekten kaynaklanan gizli bir kabalığın saklı olduğunu söylüyor.
Ne niyetle bakarsanız aslında onu görürsünüz. İnsanda Hızırı, insan yuvasında cenneti görmek istiyorsan sevgili dost, insana ulu bir nazarla bakmayı bil.