Mukaddes SARIGÜL

Doğu ve Batı'yı çayla olan münasebetlerinden de okuyabilirsiniz. Poşet çay Batı'nın bireyci vurgusuna hayli uygun bir mamuldür, onu yapmak için ne zahmete ne de ustalığa gerek vardır, fonksiyoneldir ve bir sohbetin hamisi olamayacak kadar soğuktur. Oysa Doğu'da çay içmenin bir adab-ı muaşereti vardır, o yüzden demlenen çayın üzerine titrenir, çay içmek bir şölene dönüşür ve sohbet koyulaştıkça çayın lezzeti artar. Doğu, çaydaki burukluğa meftundur, o buruklukta ruh iklimiyle imtizaç edecek bir şey bulur; oysa Bati, o burukluğu gidermek davasındadır; sütlü çay, çayın asli tabiatına müdahaleden başka bir anlama gelmez. İçtiğimiz çayın memleket meseleleriyle de yakın alakası vardır. Çay madem yerlilerin meşru badesidir, bir çaydanlığın kaynadığı her yerde kalpten kalbe bir yol var demektir. Evet, dost elinden gel olmayınca gidilmez; ama bir haned0e çay demleniyorsa, bir gün oraya da gidilebilir, konuşulabilir, anlaşılabilir demektir. Türkiye, çayın demlendiği her yerdedir.
Sayfa 208·Kitabı okudu
Reklam
Size Adnan'ın hikâyesini de anlatmak istiyorum. Adnan bir Sırp saldırısı sırasında anneciğini kaybetmiş yedi yaşında bir çocuk. Babası ve kız kardeşiyle Saraybosna'ya göçmüşler. Üç ay sonra aile bir okula giderken, bir Sırp keskin nişancısı Adnan'ın babasını şehit ediyor. Daha sonra Adnan ve kız kardeşi bir yakınlarının yanında kalmaya başlıyorlar. Okul bahçesinde patlayan bir bomba sekiz çocuğu öldürüyor. Bunların arasında Adnan'ın kız kardeşi de var. Bugün Adnan hiçbir duygu göstermiyor. Kimse onu gülerken veya gülümserken göremiyor. Grup etkinliklerine katılmıyor. Geceyarısında çığlık atarak uyanıyor. Ancak kâbuslarını kimseye anlatmıyor. Adnan ailesinden hiç bahsetmiyor. Nadiren konuştuğunda ise, büyük bir adam gibi konuşuyor: "Güçlü olmalıyız," diyor. "Ülkemiz için çok çalışmalıyız." Arşad Hüseyin'e teşekkür borçluyuz. Bu mümin ve mütevazı adam, yaşına aldırmadan, patlayan bombalara ve kalleş keskin nişancılara aldırmadan cepheye koştu. Bosnalı kahramanlarla aynı cephede saf tuttu, kalbini Bosna'nın kahraman çocuklarının kalbine bi- tiştirdi. Şair, "Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda," diyor. İnanmış bir adamın nefesi değdiğinde, kapanır savaşın açtığı yaralar çocuklarda. Yerinde bir gül büyür. Kokusunu o nazenin, o içli çocukların rüyalarına bir ninni halinde salarak...
Saint-Exupéry, "Hiç kimse, hem sorumluluk hem de umutsuzluk hissine aynı anda kapılamaz!" demiş. Ne güzel söz!
Üstümüze başımıza "iliştirdiğimiz kudret nişaneleri, sahip olmakla övündüğümüz bütün maddi imkânlar ölümle geçersizlenir. Bütün bunlara sonsuza dek sahip olacağımız vehmi ölüm karşısında tuzla buz olur. Dünyayı kalıcı bir yurt olarak görememek eşyayı silikleştirir.
Yeryüzünde kefenleriyle gezen yiğitler ölümle muhasebelerini çoktan yapmışlardı. Modern tecrübe ise ölümün inkârı üzerine kuruludur, zira seküler bir zeminden ona verilebilecek bir cevap yoktur. Hayatla ölümün birbirine katıştığı, hayatın ölümü, ölümün hayatı anlamlandırdığı bir matris; merhametin ve şefkatin insanlar arasında yeniden hükümferma olması için elzemdir. Ölümle sınanmış ve ondan hayata yeni bir pencere aralamayı başarmış yürekler, yeryüzüne ve insanlara öfkeyle davranamaz. Ölüm bize hayata değer vermeyi öğretir. Sevdiklerimize, insanlara, canlılara değer vermeyi öğretir Rikkat sahibi olmayı öğretir. Nereye saklansak beyhude. Hangi kovuğa, hangi servete, hangi makama gizlensek boş: "Sonunda o kaçıp durduğunuz ölüm gelip sizi bulacaktır."
Sayfa 93·Kitabı okudu