Dünden bu güne çocukliğumuzda büyük keyifle izlediğimiz çizgi filmlerden bu Değişen teknolojik trendlere direnebilen ya da doğrudan doğruya bu trendler ile güç birliğine giderek dijital sentez oluşturup, yarına kalmayı başarabilen fenomenlerin en başında gelir bana göre Pokemon serisi.
Tabiki Warner Bros'un Lonney Tunes çizgi film evrenini sayıyorum bunu söylerken.
Bugs Bunny
Sylvester,
Tweety,
Tazmanya canavarı,
Coyote ve road Runner,
Hızlı Gonzales vs.
Bunlar çizgi film dünyasının dünya klasikleri.
Bunları geçerek diyorum Pokemon hala gündem oluşturacabilecek bir potansiyele ve kitleye sahip aradan başladığı günden bu yana 22 yıl geçmesine rağmen.
Hala en yakın oyuncakcınızda Pikachu'nun bir peluşun satıldığı görürsünüz.
1 Nisan 1997 den bu yana bu entegrasyon sınavından her sefrinde başarılı bir biçimde sıyrılabilen Pokemon külliyatı, 90'lı yıllardan bu yana, Nintendo ile bütünleşik olan her türden teknolojiyi bünyesine ekleyebilmesinin verdiği fırsatın da etkisiyle jenerasyon farkına çok fazla takılmadan bu güne gelmeyi başarabilen bir fenomen.
Pokemon: Dedektif Pikachu ise bu fenomenin, kolektif hafızalara kazınmış en önemli yıldızını bir kere daha karşımıza konumlandırarak, hibrit bir aile seyirliği paketiyle hazırlanmış.
Bir izleyici olarak bu kadar radikal bir pokemom filmi projesini beğenemedim.
Pokemon filmi dendiğinde aklıma hafızalarımıza kazınan bol, elektrikli,alevli,sulu, rüzgarlı, fırtınalı yüksek tansiyonlu maçlar geliyorum ve beklentiye giriyor insan.
Sadece pika,pika,pikachu diye bildiğimiz Pikachu'nun konuşması,
Ash olmadan bir film,
Maç olmaması,
Bana böylesi bir malzemeyi heba etmek olarak geldi.
Acaba filmi açıp kim Pokemon maçları izlemek istemez ki neden böylesi bir karar alınmış anlamak çok güç.
Pokemon demek,
Pokemon yakalamaktır