Dinozorlarla Karıncalar'ın Öyküsü'ne başlamadan önce neyle karşılaşacağımı tam olarak kestirememiştim. Başlık fazlasıyla dikkat çekiciydi: devasa, artık var olmayan dinozorlarla, hâlâ yaşamakta olan ama farkında bile olmadığımız minicik karıncalar. Kitap bu zıtlığı bir metafora dönüştürerek hem düşündürüyor hem de doğaya dair göz ardı ettiğimiz gerçekleri tokat gibi yüzümüze vuruyor. Fakat kitabın bazı bölümleri beklediğim kadar etkileyici değildi. Yer yer fazla didaktik buldum. Sanki yazar bazı kısımlarda okuyucunun elinden tutup "Bak, burada bunu anlatmak istiyorum" dercesine açıklamalarla ilerliyor. Bu da anlatının doğal akışını zaman zaman kesintiye uğratıyor. Oysa böyle bir konuda, yani doğa, zaman, evrim gibi geniş ve şiirsel potansiyeli olan bir temada, biraz daha kısa, sade bir anlatımı tercih ederdim. Onun dışında, karıncaların dünyasıyla alakalı verilen detaylar oldukça etkileyici. Yazar, küçücük bir canlının hayatta kalma becerisini, sosyal düzenini, iş bölümünü öyle incelikli anlatmış ki, insan etkileniyor. Bir an durup düşündüm: "Biz insanlar gerçekten de sandığımız kadar gelişmiş varlıklar mıyız? Yoksa sadece daha gürültülü, daha karmaşık ve daha bencil canlılar mıyız?"
Düşündüren, zaman zaman durup insanı içe döndüren bir kitap. Kusurları var mı? Evet, anlatımı yer yer fazla açıklayıcı, yer yer ise biraz yüzeysel. Ama buna rağmen okuduktan sonra bir şeylerin içinizde değiştiğini fark ediyorsunuz. Bu da bir kitabın başarısı değilse nedir?