Kadınların hepsi sağır, kör, dilsizdi, sallanarak yürüyorlardı, önde yürüyenin ellerini bırakmayacak kadar iradeleri kalmıştı ancak, elini, gelirken olduğu gibi omzunu değil, "Neden el ele tutuşarak yürüyorsunuz?" Diye sorulsaydı, kuşkusuz bunu hiçbiri yanıtlayamazdı, öyle işte, kolayca açıklanamayacak bazı davranışlar vardır hep, hatta bazen zor bir açıklama bile bulunamaz.
"Görüyor olmam ne işe yarıyor?"Diye soruyordu.
Asla hayal edemeyeceği dehşetin daha da ilerisini görmesine yaramışlardı gözleri, kör olmayı istemesine yaramışlardı, sadece buna.
Ne iyilik süreklidir ne kötülük, ya da daha edebî bir ifadeyle, ne mutluluk sonsuza dek sürer ne de mutsuzluk, bu yüce özlü sözleri yaşamın ve kaderin bahtsızlıklarından geçerek öğrenmeye zaman bulanlar söylemişlerdir.
Babam, dedemden devraldığı mesleği bana bırakmaya kararlıydı: "Günün birinde ölmeyecek tek meslek bu oğlum," derdi, "çünkü herkes ölür." Küçük dükkânmızın kahverengi ahşap çerçeveli vitrininin camında siyah harflerle "CENAZE LEVAZIMATÇISI" yazıyordu.
Ama bir çok gazino ve pavyonda halen kadınlar çalışmaya devam ediyor elbette. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi burada da kadınlar eğlencenin "mezesi" , erkekler ise günahtan azade, Tanrı'nın "sureti" gibiler.