- Hiçbir yere tutunmadan;hiç bir yere köklenmeden,akıp gitmekte olan suyun üzerinde kayarcasına yaşıyordum ve bu donuklukta ölü,cesedi andıran bir taraf olduğunu çok iyi biliyordum.
...İlkbaharın yeşilliğine bürünmüş olan bir yaprağın şeklini kağıda aktarabilirim; şimdi sonbaharda bile kestane çiçeklerinin o tozlu,yumuşak kokularını alabiliyorum. Demek istediğim,o saatleri bir kez daha hayal ederken onları kaybetme korkusuyla değil,tekrar kavuşmuş olmanın sevinciyle yapıyorum.
Bir tek...Bir tek şeyi aklım almıyor...Nasıl oluyor da insan böyle anlarda yanındakiyle ölmüyor...Nasıl oluyor da insan ertesi sabah uykudan uyanıyor, dişlerini fırçalıyor, kravatını takıyor... Benim hissettiklerimi yaşayan biri nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor, onun soluğu, uğruna mücadele ettiğim, ruhumun bütün gücüyle elimde tutmak istediğim o ilk insan nasıl da elimden uçup gitti... Nereye bilmem ama gitgide hızlanarak gitti, bense o hasta zihnimde bu insanı, bu tek kişiyi alıkoyabilmek için hiçbir şey bulamadım.
"Gemim limandan çıkarken hiç de üzgün sayılmazdım. Sonra güvertede oturdum, sizin ya da herkesin oturduğu gibi, güney yıldızını ve palmiyeleri gördüm, yüreğim kabardı;ah, diye hayal kurdum, ormanlar, yalnızlık, sessizlik! Eh, istemediğim kadar yalnız oldum..