Çocukluğumda gördüğüm din dersleri bana kolaylık olsun diye iyilik yapmayı, sonuçlarından korktuğum
için, kötülük yapmaktan da kaçınmaya öğretti. Tanrı karşıma cezalar ve ödüllerle çıkıyordu: Beni Cehennem'le tehdit ediyor, bana Cennet'i vaat ediyordu. Ben de korkuyor ve inanıyordum.
Bir yalnızlaşma, yalıtılmışlık düzeni: Her koyun kendi bacağından asılır. Komşun senin ne kardeşindir ne de sevgilin. Komşun bir rakip, bir düşmandır, ortadan kaldırılacak bir engel ya da kullanılacak bir araç. Bu düzen, ne bedeni besleyebilir ne de ruhu. Birçok insan ekmek bulamadığı için açlık çekmeye mahkûmdur; kucaklaşma yoksunluğu yüzünden gönül açlığı
çekenlerin sayısı ise daha kabarık.
İnsanlar şu "kişi başına düşen" geliri nerede kazanırlar acaba? Açlıktan nefesi kokan kim bilir kaç zavallı bunu bilmek isteyecektir.
Bizim ülkelerde rakamlar, insanlardan daha iyi yaşar.
Refah dönemlerinde kaç kişi refaha kavuşur? Gelişmeler kaç kişinin yaşamını geliştirir?
Olabilecekken olamayanlar.
Dil değil lehçe konuşanlar.
Din değil kör inanç sahibi olanlar.
Sanat değil süs eşyası yaratanlar.
Kültürleri değil folklorları olanlar.
İnsan değil insansal kaynak olanlar.
Yüzleri değil kolları olanlar.
Adları değil numaraları olanlar.
Dünya tarihinin sayfalarına değil de yerel gazetenin
zabıta sayfasına geçenler.
Canlarını alacak kurşuna bile değmeyen hiç kimseler.