Ne mutlu, hakikatiyle bağ kurup içeriden okuyanlara, ne mutlu makam’ı var ile yok’un üstünde olanlardan ilham alanlara, ne mutlu sırrın sırrına vâkıf olanlara, ne mutlu sûret’in ardındaki siret’i görebilenlere …
erman
Şeytan dünyada da bırakmaz ki insanın peşini. Arkanızdan sokulur. Siz onu görmezsiniz. O sizi görür. Takip eder. Her yaptığınızı bilir. şeytanın gözü kuantum gözdür. Bütün dünyayı izler. Sizi birbirinizden de görür. Ellerinizde tuttuğunuz
'ateş'ten putlardan da. Onun dumansız ateşi içinde yaşarsınız. Yanarsınız. Ve hastalıklar baş gösterir. Hastanelerde şu an. Genç yaşlarında hastalanmış çocuklar var. O küçücük çocuklar. Wi-Filerle yanan çocuklar. Sizlerin ellerine tutuşturduğunuz akıllı telefonlarla yanan çocuklar. Toplum olarak hastalandık. İnsan nesli olarak hastalandık. Hem beden olarak. Hem de zihin olarak hastalandık. şeytan bizi hasta etti. Ve anlaşılıyor ki insan nesli artık her zamankinden daha da tehlikede.
Aşıcılar yine kapımızda.
Yeni virüs geliyor. Ve savaş. Sınırımızdan içeri girmeye başladı. Açlık.
Susuzluk. Hibrit tohumları.
Hibrit çocuklar. Ve bitmedi.
Karbon vergisi. İklim hukuku. Su kanunu. Hepsi de ardı ardına gelecek.
Harf yok. Kelime. Mânâ. Hiçlik bile yok. Bakın bunu tahayyül etmeniz zor işte. Tahayyülü yapacak tek bir zerre yok.
Siz hiç varlıksız düşünebildiniz mi. Kendiniz olmadan. Zihniniz. Aklınız. Kalbiniz. Tam bir yokluk.
O an işte gerçeksiniz.
İnsan aslında. 'Hiç'lik mertebesidir. Gerçek bir varlığı yok-tur. Sadece 'bir' tezahürdür. Evet, ruha gelendir insan. Yazdıkça biz. Kâinatı okuruz. Sırlar açılır. Kendi kalbinde hayati sır olmak budur. İç içdirler. Gerçek ve hayal. Yol aldıkça harflerle kelimelerle. Kalbin yazar kendini. Kendinden kendine yazar. Ve kendini okursun yazarken. Kendini bilirsin.
Tanırsın. Yaklaşırsın. O'da sana yaklaşır. Ne büyük kavuşmadır bu. kendi Kendine.
Ey Rabbim! Zamanın sonsuzluğu içinde kavuşuruz. Ve 'bir' hiç olur insan. Meçhuliyetine kavuşur. Bilinmez olan. Ve belki de hiç bilinemeyecek olan. Kendisi. Hakikatin kendisi.