Eğer sömürgecilik veya işgal sadece "ekonomik, coğrafi ve siyasi" olsaydı işgalciler kovulabilirdi. Fakat en büyük işgal "bilincin ve zihnin" sömürgeleştirilmesidir. Böylece sonunda halk ve gelecek nesil, düşmanın ordusuna dönüşür. Zihinsel işgalden kurtulmadan, bilinç özgürleştirilmeden gerçek kurtuluş olmaz.
1800'lü yıllarda "toprak işgali" başladı. Topraklar kaybediliyordu.
Coğrafi parçalanma başladı.
Ardından "ekonomik işgal" başladı. Borçlandırma oldu. Fiziksel esaret başladı.
Ardından "ideolojik işgal" başladı. İdeolojilerle halk bölündü. Zihinsel parçalanma başladı.
Ardından "zihinsel işgal" başladı. Ağır hasar aldık. Bu, tamamen kimliksizleştirme, mankurtlaştırma operasyonuydu. Ya şimdi?
Şu an "biyolojik işgal" başladı. Son hızla devam ediyor. İşgal edilmesi, sömürülmesi gereken yer bizzat insan vücudu ve insan biyolojisinin ta kendisi!
Tüm bu süreçte kendi kültürümüze ve inancımıza odaklı alternatif
ilaç, dijital para, oyun, sanat, teknoloji, tıp modeli, hukuk, eğitim sistemi, yapay zekâ, gıda, sanal ålem, sosyal medya ve aşı üretip oluşturmadığımız sürece bu işgalin yıkıcı etkisinden kurtulamayacağız. Maalesef bu saydıklarımın hepsini düşman, kendi kültürel kodlarına göre üretip bizim kullanımımıza sunuyor. Bunlara tamamen düşman olmak yerine kendi kültürel kodlarımıza uygun håle getirip veya üretip, geri kalmadan devam etmemiz gerekiyor. Ve son söz: Günde on dakika ayırıp beş sayfa kitap okursanız, ayda bir kitap biter. Senede on iki kitap biter. Günde en az yarım saat araştırma ve inceleme kitabı okumazsak, canımıza okuya-caklar! Haberiniz olsun...
OKU, DÜŞÜN, DEĞİŞ VE DEĞİŞTİR...