KUZEY ORMANLARI – Daniel Mason
Kitap, iki genç aşığın püriten kolonisinden kaçışıyla başlıyor. Amerika’nın New England bölgesinde, ormanın içinde bir kulübeye yerleşiyorlar. Aslında kitabın asıl kahramanı bu kulübe; çünkü olaylar onun etrafında gelişiyor, zamanla değişiyor ve dönüşüyor.
Kulübeye ilk yerleşen kadının eşi ölür. Daha sonra Hristiyan bir Kızılderili ile evlenir; ancak bu eşi de vefat eder. Kadın, tüm bu kayıplara rağmen kulübede yaşamaya devam eder. Bir gün tutsak olarak yanına getirilen bir kadına sahip çıkar, onu korumak isterken üç askeri öldürmek zorunda kalır. Kendisi de kurşunla yaralanır ve ölür. Ölen askerlerden birinin yediği elma, bedeninde filizlenir ve yeni yaşamların kapısını aralar.
Asker Charles Asgood, bu elmanın tadını keşfeder; araziyi genişletir ve kulübenin yeni sahibi olur. Devrim yıllarında mücadele etmek için İngiltere ordusunda savaşmaya gider, ancak savaşta hayatını kaybeder. Yıllar sonra kızları Alice ve Mary, cenazeyi savaş mezarlığından alıp kendi topraklarında yeniden defnederler. Kulübenin sahipleri artık Alice ve Mary’dir. Mary, bir kıskançlık krizi sonucunda kardeşi Alice’i öldürür ve cesedini saklar. Kendisi de artık öleceğini hissettiği bir anda, kardeşinin cesediyle birlikte evin ambarında hayatına son verir.
Akıbeti bilinmeyen kardeşlerden sonra kulübe; önce ressam William Henry Teale’e, onun ölümünden sonra Karl Farnsworth ve ailesine, hatta bir dönem sahipsiz kaldığında karaağaç kabuk böceğine yuva olur.
Kulübe üzerinden anlatılan bu hikâye; bir değişim ve dönüşüm hikâyesidir ama asla bir yok oluş hikâyesi değildir. Fiziksel unsurlar zaman içinde değişip ortadan kalksa da bu dünyada ya da bu dünyadan sonra “yaşam” bir şekilde devam eder. Orada yaşayanlarla, orada yaşananları araştırmak için bölgeye gelenler
Kuzey OrmanlarıDaniel Mason · Holden Kitap Yayınları · 2024397 okunma
İrlandalı yazar Paul Lynch’in Peygamberin Şarkısı adlı kitabı, 2023 Booker Ödülü’nü almıştır. Eser, distopik bir anlatı olarak değerlendirilebilir. Ana karakterimiz Eilish’in yaşadığı ülkede, seçimle gelen hükümet zamanla yerini bir dikta yönetimine bırakır. Ancak bu noktada önemli bir boşluk vardır: Olaylar başlamadan önce bu ülke nasıldı, hangi kırılmalar yaşandı ve nasıl bu noktaya gelindiğine dair okura neredeyse hiçbir ipucu verilmez. Kitapta bende eksik ve tamamlanmamış hissi uyandıran, hatta çok da hoşuma gitmeyen taraf tam olarak burası oldu.
Lynch, daha çok dikta yönetimi altında yaşanan baskıların, engellerin ve kayıpların insanlar üzerindeki etkilerine odaklanır. Okur olarak, bu süreçte bireyin uğradığı dönüşümlere tanıklık ederiz. Sanki yazar, bilinçli bir tercihle yalnızca bu noktadan bakmak ve eleştirisini buraya yoğunlaştırmak istemiştir. Bu açıdan düşünüldüğünde, eser kendi hedefi doğrultusunda başarılı sayılabilir.
Ancak ben, bu tür metinlerde “öncesi”ni, “sonrası”nı ve insan üzerindeki etkilerin asıl kaynağını da okumayı seven bir okur olduğum için, kitap bana biraz sığ geldi. Buna rağmen karakterlerin psikolojik değişimleri son derece yalın, abartıdan uzak ve net bir şekilde ele alınmış. Bu yönüyle metnin güçlü bir anlatımı olduğunu da teslim etmek gerekir.