Merve uzun

Birisi onun kulağına bir mahşere girdiğini niçin fısıldamadı? Niçin söylemedi ki, bir Türk’ün en bedbaht olduğu yer Türkiye’dir; harp cepheleri şehirlerden daha güzeldir, daima namuslu Türkler, ölümü, Türkiye’de hayata tercih etmişlerdir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkiye bir mahşerdir,orada masumlar,temizler,alicenaplar,faziletkârlar,hasbîler,iyi niyet sahipleri ve büyük kalpli insanlarla reziller,çalıp,çırpanlar,imansızlar,türediler,sonradan görmeler,seviyesizler,sütü bozuklar,hainler ve katiller omuz omuza yürür,gezer,sevilir,yaşar,karışık korkunç bir kütle gibi kımıldarlar. Buranın,bu toprağın hakiki sahipleri,bu türediler,bu rezillerdir.
Bir intihar vak’ası, yaşamaya karar vermiş insanları hayrete düşürebilir; fakat ölümü sevmiş, onu kabul etmiş bir mahluk için, iki üç dakikalık eziyetin ne hükmü var ? Kendini öldürenlerin cesareti, hayatta kalanları çok hayrete düşürür.
“Mahzun gönül! Sükût et! Güneş bulutların arasında da neşr-i neva eder. Senin bahtın da herkesin bahtı gibidir: Her hayatta fırtına saatleri, kederli,mazlum günler olmak gerek!”
Size şunu temin ederim ki Muazzez Hanım,âdi hayat mücadelesi,yaşamak için şu hergün yaptığımız kavga, harpten bin kat daha müthiştir. Emin olunuz ki İstanbul’a geldiğim günden beri, cephenin mermileri arasında geçen günlerimi aradım.