Canan Uygar Arslan

Canan Uygar Arslan
@Dunyahalimm
Öğretmen
Gazi Üniversitesi/ Yüksek Lisans
Ankara
422 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Kuran'ın Anlattığı Tarih Türkiye 1 kitabından:
Hazreti İlyas ve Zülkifl peygamberlerin naaşlarının bir dönem açıldığına dair bazı rivayetler bulunmaktadır. Bu anlatımlara göre kazı sürecinde resmî bir heyet oluşturulmuş ve görev alan kişilerin uzun yıllar boyunca gördükleri hakkında konuşmamaları için yemin ettirildiği ifade edilmiştir. Rivayetlerde, kazıya katılan isimlerden biri olarak Mehmet Kılıç’ın ileri yaşlarında bu sürece dair hatıralarını anlattığı belirtilir. Onun aktardıklarına göre peyamberlerin naaşlarının bozulmamış olduğu ve sanki yeni defnedilmiş gibi göründüğü söylenmiştir. Bu durumun, ortamda bulunan kişiler üzerinde derin bir manevî etki bıraktığı da anlatılmaktadır. İslam inancında peygamberlerin bedenlerinin çürümeyeceğine dair bir kabul bulunmaktadır. Bu anlayış, Peygamber Efendimiz Muhammed’in şu hadisine dayandırılır: “Allah Teâlâ, yeryüzüne peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram kılmıştır.” Bu nedenle söz konusu anlatılar genellikle bu hadis çerçevesinde yorumlanmakta; peygamberlerin naaşlarının ilahî bir muhafaza altında olduğu inancıyla ilişkilendirilmektedir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tufan anlatısında dikkat çeken bir başka detay da şudur: Hz. Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için gemiden bir güvercin uçurur. Güvercin geri döndüğünde ağzında bir zeytin dalı vardır. Bu, karanın ortaya çıktığını ve hayatın yeniden başladığını gösteren bir işaret kabul edilir. İlginçtir ki bugün Cudi Dağı ve çevresinde zeytin ağaçları yetişmeye devam etmektedir.
Türkiye’deki ilk namazgâhın Cizre’de bulunduğunu biliyor muydunuz? Rivayete göre bu namazgâh, Nuh’un gemisinin tufan sonrasında indiği yer olarak kabul edilen Cudi Dağı’nda yer alır. Halk arasında anlatılanlara göre gemi, çoğu kişinin sandığının aksine Ağrı Dağı’na değil, Cudi Dağı’na inmiştir. Gemiye atfen bölgeye “Sefine” (gemi) adı verilmiş; uzun yıllar boyunca yöre halkı bu kutsal kabul edilen mekâna çıkarak ziyaretler gerçekleştirmiş, hatta zaman zaman şenlikler ve kutlamalar düzenlemiştir. Rivayetlerde, geminin konduğu kabul edilen noktaya bir namazgâh yapıldığı ve buranın ibadet yeri olarak kullanıldığı da anlatılır. Bu anlatılar, hem bölgenin İslamî hafızasında hem de yerel kültüründe önemli bir yer tutar. Her ne kadar tarihî ve arkeolojik açıdan “ilk namazgâh” olduğuna dair kesin akademik bir hüküm bulunmasa da, Cizre ve Cudi Dağı çevresindeki bu inanç, yüzyıllardır canlılığını koruyan güçlü bir kültürel mirastır. 🌿
Hz. Nuh'un sözde restore edilmiş türbesi hakkında:
Restorasyon, bir yapıyı “güzelleştirmek” değil; onun hafızasını korumaktır. Tarihî bir mekânın değeri yalnızca taşında toprağında değil, taşıdığı izlerde, zamanın bıraktığı katmanlarda ve o mekânın sessiz tanıklığındadır. Bu nedenle bir türbe ya da külliyenin “yakışmıyor” denilerek yıkılıp yeniden yapılması, basit bir teknik müdahale değil; geçmişle kurulan bağın koparılmasıdır. Asıl mesele şudur: Tarihî miras, estetik zevke göre düzenlenecek bir vitrin değildir. Her müdahale, “daha yeni” ya da “daha gösterişli” bir sonuç üretse bile eğer özgünlüğü ortadan kaldırıyorsa, geri dönüşü olmayan bir tahribata yol açar. Koruma biliminin temel ilkesi; aslına sadakat, en az müdahale ve tarihî dokunun bütünlüğünü gözetmektir.
Gazali/ Dil Belası kitabından kısa alıntılar:
“Dil küçük bir uzuvdur ama günahı büyüktür.” “Susmanın pişmanlığı, konuşmanın pişmanlığından daha azdır.” “İnsan dilinin altında gizlidir.” “Söz gümüşse sükût altındır.” “Kişi sözünün esiridir.” “Dilin afeti, kalbin afetinden daha tehlikelidir.” “Ya hayır söyle, ya sus.” “Akıllı insan, dilini tutmasını bilen insandır.” “Diline sahip ol ki, başın selamette olsun.” “Az söz hikmettir, çok söz külfettir.” “Sözün en güzeli az ve öz olanıdır.” “Dilini tutan, nefsini korumuş olur.” “Konuşmadan önce düşün, pişman olmadan önce.” “Her sözü söyleme, her söyleneni dinleme.”