Duygusal sağırlığı daha önce duymuş muydunuz?
Aleksitimi tanılı bir çocuğun hikayesine konuk oluyoruz. Doğuştan amigdalası çok küçük olan karakterimiz duygusal anlamda kör ve sağır. Hiçbir şey hissedemiyor,hiçbir hissi bilmiyor. Sevinç, öfke, neşe, kaygı, korku, sevgi....
Bunlar onun için hiçbir şey ifade etmiyor.
Peki bunlar öğrenilebilir şeyler mi? İşte bu sorunun peşinden gidiyor hikaye.
İki arkadaşın birbirine öğrettiği 'sevgi' hakkında...
Okuması keyifli olan bu roman benim zihnimde başka bir kapı daha açtı.
Hepimiz aslında biraz aleksitimik değil miyiz?
Hepimiz duygusal olarak farklı düzeylerde de olsa kör ve sağır değil miyiz?
Çağın bize dayattıklarıyla, bunca sesin, görüntünün, uyarının içinde kendi sesimize, duygumuza sağır değil miyiz?
Bireyselleşen ve böylece bencilleşen bu dünyada ötekinin, bizden başkalarının varlığını umursamama hastalığı duygularımızı da acımasızca budadı.
Tabi tüm suçu çağa atmamak gerek.
Sonuçta yaşayan ve tercih hakkı olanlar da bizleriz.
Duygularımıza yeniden seslenme vakti gelmiştir belki.