Evet, farklıydı.
Kıpır kıpır ve korkusuzdu.
Sanki, onların taşıdığı endişelerin zerresi bile bu şehre uğramamıştım. Dante, düne kadar, yaşadıkları bu dünyanın acıyla yorulduğuna son derece emindi.
Ama belki de hiçbir zaman, sadece acı olmamıştı.
Bazı yerlerde, neşe de vardı.
Belki çok çok azıcık umut bile bulmak mümkündü.
-Bana bakılmasından hoşlanmıyorum, o kadar.
-İnsanların sana biraz bakmasına müsaade, edersen belki güzelliğin yerine hırçın karakterini de övebilirler.
- İnsanlar bana bakınca, güzelliği solana kadar hapsedecekleri damızlık bir hayvan ya da öldürmek için gözlerini döndüren iğrenç bir yaratık görüyorlar.
- O insanlar, aptal. Ama asıl önemli olan şey, senin kendine baktığında ne gördüğün, Dante.
Sanki tüm şehir, şimdilerde unutulmuş bir anıdan ibaretti ve bu iki kayıp genç daha önce hiç yürümedikleri sokakları arşınlarken, kendi varlıklarının izleri de soluyordu. Belki de geçmişi geçmişte bırakmak zorunda olduğun akşamlardan biriydi, bu akşam. Öyle vakitler gelince, rüzgara direnmemek en iyisiydi. Çünkü rüzgar, öyle ya da böyle bir, inatla tutunduğun tozlarını senden alırdı. Bazen canını yakarak, sert köşelerini biraz aşındırırdı. Sonra, sen hazır ol ya da olma, gitmen gereken yöne seni bırakıverirdi.