Paralı ve yardımcı ordular, yararsız ve tehlikelidir. Ve bir prens devletini paralı ordulara dayanarak elde tutuyorsa, asla istikrar ve güven içinde olamaz; çünkü bu askerler birlikten yoksun, hırslı, disiplinsiz, sadakatsiz olurlar; dostları arasında gözüpek, düşman karşısında ödlektirler: Tanrı’dan korkuları, insanlara vefaları yoktur; saldırıyı ne kadar ertelersen, yıkımını da o kadar ertelemiş olursun; barış zamanında onların, savaşta düşmanın talanına uğrarsın. Bunun nedeni şudur: Bu askerlerin, onları savaş alanında tutan cılız maaşları dışında bir sevgileri, bir amaçları yoktur; o maaş da, senin uğruna ölümü göze almak istemelerini sağlamaya yetmez. Savaşmadığın sürece, askerin olmaktan haz duyarlar, ama savaşma ânı geldiğinde, ya kaçarlar ya da çekip giderler.
Almanya’nın şehirleri son derece özgürdür, kırsal alanları azdır, canları istediğinde imparatora itaat ederler ve ne ondan, ne çevrelerindeki başka herhangi bir güçten korkarlar, çünkü öyle tahkim edilmişlerdir ki, herkes onları ele geçirmenin yorucu ve zor olması gerektiğini düşünür; çünkü hepsinin uygun hendekleri ve surları, yeterli topları vardır; şehir ambarlarında her zaman bir yıllık yiyecek, içecek ve yakacak bulundururlar; bunun yanı sıra, alt kesimi kamunun parasını harcamadan besleyebilmek için, o şehrin can damarı olan işlerde ve alt kesimin geçimini sağladığı işyerlerinde bir yıl boyunca çalıştırabilecek ortak kaynakları vardır her zaman. Ayrıca askerliğe büyük önem verirler ve askerlik kurumunu ayakta tutmak için ona ilişkin birçok düzenleme getirmişlerdir.
Bilge bir prens, yurttaşlarının her zaman ve her koşulda devlete ve kendisine gereksinme duymalarını sağlayacak bir yol düşünmelidir; o zaman hep bağlı kalacaklardır ona.
Ürkeklik ya da basiretsizlik nedeniyle başka türlü davranan kişi, bıçağını hep elinde tutmak zorunda kalır; ayrıca, biri bitip biri başlayan haksızlıklar yüzünden uyrukları ona asla güvenemeyeceği için, o da uyruklarına asla güvenemez. Bu yüzden, haksızlıkların hepsi, daha az maruz kalındığında daha az incitecekleri için, aynı anda yapılmalıdır; iyilikler ise, tadını daha iyi çıkarabilmek için, azar azar yapılmalıdır. Ve her şeyden önce bir prens uyruklarıyla öyle yaşamalıdır ki, iyi ya da kötü hiçbir olay, hareket tarzını değiştirmesini gerektirmesin; çünkü zor günlerde zorunluluklar baş gösterdiğinde, kötülüğe vaktin olmaz; yaptığın iyilik de işine yaramaz, çünkü zorunlu olarak yaptığın hükmüne varılır ve hiç teşekkür edenin olmaz.