Biri

Biri
@DustInTheWind
Beğeni için değil; okuduğum kitaplarda önemli bulduğum ve beğendiğim kısımları kaydedebilmek için paylaşım yapıyorum.
“Neredeyse bir kuşaktır dünyanın dört bir tarafındaki psikologlar çoğumuzun yıllar önce yanıtlanmış olduğunu varsaydığımız bir soru üzerine ateşli bir tartışma içinde. Soru şu: Doğuştan yetenek diye bir şey var mı? Yanıt apaçık evet. Ocak’ta doğmuş olan her hokey oyuncusu profesyonel düzeye ulaşmıyor. Sadece bazıları –doğuştan yetenekli olanlar– ulaşıyor. Başarı yetenek artı hazırlık demek. Bu görüşün sorunlu yanı şu; psikologlar üstün zekalıların kariyerlerine ne kadar yakından bakarlarsa, doğuştan yeteneğin oynadığı rol o kadar küçük, hazırlığın oynadığı rol ise o kadar büyük görünüyor.”
Reklam
“Tıpkı sporda olduğu gibi” diyor Dhuey. “Yetenek sınıflandırmasını küçük yaşta yapıyoruz. İleri okuma gruplarımız ve ileri matematik gruplarımız var. Çocukları erken yaşta, anaokulunda ve birinci sınıfta değerlendirdiğimizde, öğretmenler yetenekle yaşı karıştırıyor. Ve yaşça daha büyük olan çocukları, daha iyi eğitim aldıkları ileri seviyeye yerleştiriyorlar; ertesi yıl yine aynı şey oluyor ve bu kez daha da başarılı oluyorlar. Bunun yaşanmadığını gördüğümüz tek ülke Danimarka. 10 yaşına kadar hiçbir yetenek sınıflandırmasına gitmedikleri bir ulusal politikaları var.” Danimarka yaşın getirdiği farklılıklar eşitlenene kadar seçme kararlarına yönelmiyor. Dhuey ve Bedard aynı analizi tekrar yaptılar; ancak bu kez sadece üniversiteye baktılar. Ne mi buldular? ABD’de –lise sonrası en yüksek katılım oranına sahip eğitim kurumları olan– dört yıllık üniversitelerde sınıflarında yaşça en küçük gruba dahil olan öğrenciler ortalamanın yaklaşık yüzde 11,6 altında kalıyor. Başlangıçtaki o fark zamanla yok olmuyor. Varlığını koruyor. Ve o ilk dezavantaj binlerce öğrenci için üniversiteye gitmekle gitmemek –ve ara sınıfta gerçek başarı şansına sahip olmakla olmamak– arasındaki fark anlamına geliyor. “Söylemek istediğim, bu durum saçma ve komik” diyor Dhuey. “Bizim seçilebilirlik sınırı için keyfi olarak belirlediğimiz tarihler bu uzun süreli etkilere yol açıyor ve görünen o ki hiç kimse bu duruma aldırış etmiyor.”
Bir dük Konfüçyüs’e sordu: “Bir ülkeyi yüceltecek tek bir deyiş var mıdır?” Konfüçyüs yanıtladı, “Sözcükler bunu yapamaz,ama yaklaşabilir. İnsanlar, ‘Yönetici olmak zor iş, bakan olmak da hiç kolay değil,’ derler. Yönetici olmanın güçlüğünü biliyorsan, bu bir ülkeyi yüceltecek bir deyişe yaklaşmaz mı?” Dük sordu: “Bir ülkeyi yıkacak tek bir deyiş var mıdır?“ Konfüçyüs yanıtladı, “Sözcükler bunu yapamaz, ama yaklaşabilir. İnsanlar, ‘Yönetici olmaktan hoşlanmıyorum; ancak başkalarıyla çelişmekten hoşlanıyorum,’ derler. Eğer iyi değilsen ve kimse seninle çelişmiyorsa, bu bir ülkeyi yıkan bir deyişe yaklaşmaz mı?” (13:15)
Sayfa 49·Kitabı okudu