Ben 1945'te Trabzon'da kahvede çay içen Köy Enstitüsü kızlarını görmüştüm. Viyana kapılarına gittiğimiz kadar eski bir rüya... Enstitüler ne ikinci kadın alabilecek erkek ne de bir erkeğin ikinci veya üçüncü eşi olabilecek kadın yetiştirmekte idi. Gelenekçe Türk kadını da bu idi. Türklükte harem yoktu. Kapanma yoktu. Kadın, erkeğin kulu değil, arkadaşı idi. Arap kadınlığının da Şam'da Emevi saray ve konaklarında soysuzlaştığını biliyoruz
Hicretin üçüncü asrındaki ressamlarla övünebiliriz. Emevi Halife Abdulmelik,Kudüs'te yaptırdığı camiin duvarlarını timsal-i nebevi (peygamberimizin resmi) ile süslemiştir. Bağdat'ta Mansur Kubbesi üstünde mızraklı bir süvari heykeli vardı. Bunu yaptıran da halifedir. Semerkant'ta Timur bir müze yaptu. İçine resim ve heykeller koydu. Bir de Cumhuriyet medresesinden yetişme hocanın sinemaya giden kadının boş olacağı vaazı verdiğini düşününüz.
Demokrasi bir memleketi halkın ortalamasına teslim etmek demektir. Hiçbir demokrasi, seçimle en iyiyi bulamaz. Onun için önce bu ortalamayı fikirce, zevkçe yetiştirmek lazımdır.