Moğolcada ve Türkçede “il” sözcüğü çift anlamlıydı: Hem barış demekti, hem de tam boyun eğmek anlamına geliyordu; ki dünyayı fetheden birine karşı da tek kullanımı bu olabilirdi.
Erginleştikleri zaman üstleri onları çağırırdı ve günahlarından arınabilmeleri için, adını belirttiği bir büyük adamı öldürmeleri gerektiğini söyleyip, onlara korkunç hançerler teslim ederdi. Kendilerini adamış oldukları için, söyleneni duraksamadan yaparlardı; kendilerine gösterilen hükümdara ulaşana dek durmazlardı ve cennete gidebilmek için, amaçlarına ulaşabilecekleri bir fırsat ele geçirene dek onun hizmetinde kalırlardı.
...İslam'dan ayrılmış bir mezhep ve kutsallığın insanın kendisinde yattığına inanıyorlar. Aralarından Sinan adında, insan kılıklı bir iblis çıkmış. Onu Tanrı olarak görüyorlar, ona tapıyorlar ve yaşamlarını onun yolunda feda etmeye hazırlar. Emirlere uymaya o kadar alışmışlar ki, birinden kendisini uçuruma atmasını söylese, düşünmeden yapar.
Pek çok yazar, Tapınakçıların aslında Haşhaşinlerin düzenini de, 'üniformalarını' da taklit ettiğini, yalnızca Haşhaşinlerin göğüslerindeki kızıl hançer yerine kızıl haç koyduklarını öne sürmüştür.