Gümüş renkli, ince ama işlemeli çerçevesinin bile özenle seçilmiş olduğunu ona şöyle bir bakan herkes söylerdi. Gözlerim resmin altına düştü, tablonun ismine.
Gümüş Yürek.
Gözyaşlarımdan biri yanağımı gıdıkladı.
"Buradan çıktığımızda ne yapmak istiyorsun?" diye sormuştum ona. Yıllar önce. "Tüm bunlar bittiğinde?"
Çünkü buradan çıkacağız.
"Senin bir portreni yapmak istiyorum." demişti o da.
"Uzun sürdüğü için üzgünüm, Eira."
"Güvenilmez olduğumdan benden hoşlanmadığını sanıyordum. Şimdi ne demeye çağırıyorsun beni?" Bu seferde Bast güldü. "Yolda kurtlar saldırır da ben sizi onlara yem edip kaçarsam diye korkmuyor musun?"
"Korkmuyorum."
"Yapamam diye mi yoksa?"
"Yapmazsın diye."
Nos'un pembe yanakları benden uzaklaştığında kara gözleri bir kez daha yıldızlarla doluydu. Çünkü onun gözleri bana bakarken hep tertemiz bir gecenin göğüne benzerdi.
"Senin gözünde ben kimim?"
"Nos'sun," dedim sonra. Çok güç olsa da yine. Bir kez daha. Bin kez daha yapabileceğim gibi. "Benim Nos'umsun. Yıldızımsın. Karanlık, onun olduğunu düşünüyorsa da sen benim aydınlığımsın işte."