Yaşam tuhaf, değil mi? Bir zamanlar müthiş bir şekilde parlayan, son derece arzu ettiğin bir şey, onu elde etmek için her şeyi göze alabilecekken, biraz zaman geçtikten sonra ya da ona biraz farklı açıdan bakınca, şaşırtıcı derecede önemini yitiriveriyor.
Çocukların henüz küçükken kendilerine özgü bir sevimlilikleri oluyordu ama ortaokul, lise çağına geldiklerinde istisnasız tümü büyüklerden nefret eder hale geliyor, karşılıklı hor görmeler, hesaplaşmalar gibi sorunlar ortaya çıkıyor, bunlar da ebeveynlerin sinir ve sindirim sistemlerini olumsuz etkiliyordu. Ebeveynlerin tek dertleri ise çocuklarını prestijli bir okula sokabilmek ve sonrasında sınav notlarinı düşünmek oluyordu; bu sorumluluklarını yerine getirirken de karı koca arasındaki tartışmaların sonu gelmiyordu. Çocuklar ise evde pek konuşmuyor, odalarına kapanarak sınıf arkadaşlarıyla chat yapıyor ya da bilgisayarda acayip oyunlara kaptırıyorlardı kendilerini.
Tokay, "toplumla uyumlu" bir insandı. Hırslı olmadığı gibi aşağılık kompleksli, kıskanç biri değildi; aşırı önyargıları, güçlü takıntıları, koyu siyasi görüşleri olan biri de değildi. İnsanın kişiliğinin dengesini bozan şeyler, en azından göründüğü kadarıyla, onda yoktu. Etrafındakiler onun samimi,
sosyal, iyi aile terbiyesi almış, görgülü yanlarını, neşeli halini ve olumlu tavırlarını seviyorlardı.
....
Bu tarz"toplumla uyumlu" kişiler, genelde derinlikten yoksun, banal ve sıkıcı insanlardır. (syf.88)
O güne değin sürdürdüğünüz yaşamın hiçbir anlam taşımadığını, boşa harcandığını düşünmeye başlarsınız. Genç olsam hâlâ değişebilirim diye ümitlenebilirim. Ama benim yaşımda olunca geçmişin tüm ağırlığı üzerinize çöker. Öyle kolayca yenileyemez insan kendini."