Elif Bilgin

Elif Bilgin
@E_e_Bilgin
Zavallı çocuk, sürekli ezildiği için bütün cesareti elinden alınmıştı ve şimdi de korkak olduğu için eziyet çekiyordu. Oğlundan hiç hoşlanmayan konakçıma karşı içimden kötü bir duygu yükseldi. Oğlanın uysallığı onu çok öfkelendiriyordu; sessizliğiyse tam bir hayal kırıklığıydı. Oğlan gerçek bir bașarısızlık örneğiydi, affedilemez bir hataydı.
Sayfa 231·Kitabı okudu
Reklam
Japonya'da iki ayrı kültür akımının gelişme nedeni
Nüfustaki hayati unsurlar samuray aristokratları ve tüccar halktı ve bu iki sınıf iki ayrı kültür akımı üretti. İkisi arasındaki ayrım hayatın her evresinde kendini göstermiştir. Samuraylar Konfüçyüsçü etik ve Çin klasikleri konusunda eğitilirken, sıradan halk yazma ve aritmetikte temel dersler alıyordu ve basit bir halk ahlakı öğreniyorlardı. Aristokratlar Çin şiirleri besteleyip go oyunu oynuyorlardı; diğerleri hokku denen on yedi hecelik milli şiiri yazıyor ve Japon satrancı oynuyorlardı. İki sınıf, sanatsal zevkleri ve tercihleri bakımından ister istemez farklıydı. Aristokratlar tarafından beğenilen ve himaye edilen sanat, Kano akademisininkiydi ve sıradan insanların sanatı, Ukiyo-ye olarak bilinen türdü. Kadın samurayların çaldığı müzik aleti, bir tür kanun ya da arp olan kotoydu; tüccarın kızı, bir tür banço ya da gitar olan samisen çalardı. Erkek samuraylar eski lirik dramayı geliştirdiler; tüccarlar, jö-ruri (ezbere okunan yeni bir drama) anlatıyorlardı.Bu farklılıklara rağmen, her iki tarafta da belirli miktarda taklit söz konusuydu. Samuray, genellikle tüccarın ezberden sözlerini ve müziğini denemeye meyilliydi, ancak gizlice şarkı söyleyip çalmak zorundaydı çünkü böyle bir davranış kendi tarikatından biri için bir utanç olarak görülüyordu.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Japonya'da çay odaları
Saray soyluları, bir çiçek şöleninde bile sınıf ayrımlarını unutmazlar, rütbelerini tam olarak gösteren renkli cüppeleri giymekte ısrar ederlerdi; askerler çay odasında basit açık renkli kostümler veya gri manastır cübbesi giyerek buluşurlardı. Çay odası, sıradan sosyal ayrım yasalarının üzerindeydi, çünkü tüm dünyevi kaygılardan ve sıkıntılardan uzak bir inziva yeriydi. Orada bir askeri hükümdar ya da büyük bir efendi, daha düşük rütbeli adamlarla aynı basit hasırın üzerinde oturuyordu ve muhabbetlerinin konusu, günlük hayat rutini dışından seçiliyordu. "Rüzgâr ve ay"dan, "havadan ve nehir'den veya zihni arındırmaya ve yükseltmeye yardımcı olabilecek diğer konulardan bahsediyorlardı. Çay odası, çatışmalar ve entrikalarla dolu bir dünyadaki çölde, zayıfların teselli edildiği ve güçlülerin yumuşatıldığı bir vahaydı.
Sayfa 92·Kitabı okudu
Japon Sanatında kadın
Bu sanatların böyle bir ruhla icra edilmesinden bir tür kahramanlık ortaya çıktı, ama bunda kadınlara yer yoktu. Japon kahramanları, kadınlığın güzelliğine ve saflığına tapmak yerine, doğanın sade güzelliğine tapıyorlardı. Aşk hakkında değil, ay ve sis hakkında şarkı söylüyorlardı ve en sevdikleri içecek şarap degil çaydı. Askeri sanatlarda kendilerini mükemmelleştirdiler, ancak turnuvalarını kadınların huzurunda yapmadılar. Avrupalı şövalyeler, zengin bir şekilde süslenmiş ve mozaik camlarla parıldayan şapellerde Meryem Ana'nın önünde diz çökerken onlar, sakin bir tefekkür arayışı için sade salonlarda oturuyorlardı.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Zen Budistleri için yaşam ya da ölüm, bedensel yaşamın salt varlığı ya da yok oluşu anlamına gelmiyordu; Zen dini her zaman, bedensel yaşamda bile ruhsal ölümün olabileceğini ve gerçek yaşamın çoğu zaman bedenin ölümüyle elde edildiğini öğretti. Utanç içinde yaşamak ölümden daha kötüdür ve yalnızca gerçek bir kişisel değer sahibi olmadan bedenen var olmak, bir savaşçı için bir utançtır.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Reklam