Unutuyorsun ki dostum, kanunların kaygısı bir takım yurttaşlara ötekilerden üstün bir mutluluk sağlamak değil, yurttaşları ya inandırarak, ya zorlayarak birleştirmek, her birine toplum içinde görebileceği iş payını aldırmak, Böylece bütün toplumu birden mutluluğa götürmektir.
Ama aklı başında olan bilir ki, insanın gözü iki karşıt sebepten, iki türlü bulanır. Biri aydınlıktan karanlığa geçişte olur, öbürü de karanlıktan aydınlığa geçişte. Onun gibi düşünce de bir şeyi açık seçik göremeyince, buna gülecek yerde düşünmeli: Acaba daha ışıklı bir dünyadan gelip karanlıklara alışamadığı için mi, yoksa bilgisizlikten aydınlığa varıp aşırı bir parlaklıkla kamaştığı için mi bulanık görüyor göz? Birincisi övülecek, ikincisi acınacak bir haldir. Karanlığa alışamayan göz, Işıklı Bir dünyadan geliyor demektir ona gülersek gülünç oluruz. Ötekineyse hakkımızdır gülmek.
Hayatta herkese yük olmuş, kimse tarafından koşulsuzca sevilmemişim. Bir şeyler yolunda gittiğinde canım sıkılmış, çünkü iyi gidişlere hiç alışmamışım. Ben herkese dayanak olmuş, haksızlıklarda dostlarımın arkasında durmuşum. Benim hakkımı birileri yediğinde, ucu bana değmesin diye herkes kenarda durmuş. Dert dinlemiş, dertlenmişim, keyifli anlarda akla bile gelmemişim.
O boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, Homeros'taki Akhilleus gibi "fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı" dünyanın bütün dertlerine katlanmaktan bin kere daha iyi bulmaz mı?