Kelimeler üzerinden Egzistansiyalist oyunlar oynuyorum;
beceriksizce bir oyun bu.
Bir başlangıcı yok, bir sonu yok...
Zorlama bir oyun bu,
anlamlandırılmaya zorlanmış bir oyun.
"Ruhumun en ücra köşelerinde kapanan kapıların sesi duyulmaz prangalı kulaklarda."
"Azalıyor giderek yankısı yalnızlığımın."
"Merakın bilinmezliğinde karanlığa saplanıyor gerçekliğim," diye uzun, karmaşık tamlamaların olduğu kıymetsiz bir oyun;
çocuklara alay konusu olacak bir oyun...
Oyuna bir isim bulamıyor zihnim,
yalnızca hissediyor karmaşasını.
Oğuz Atay da belki gülerdi bu kıymetsiz oyuna.
Gülseydi, iki çift boynu bükük lafım olurdu ona:
"Oğuz abi, ben senin gibi tehlikeli oyunlar oynayamadım.
Korkum büyüdü içimde.
Çocukların bile daha cesur oynadığı bu çağda,
ben korkakça oyunlara giriştim;
elime yüzüme bulaştırdım.
Ama Oğuz abi,
hayatın oyun olduğunu
ve her oyuncunun
oynarken afalladığını sen de düşünmez misin?" derdim.
Sürrealist, Egzistansiyalist gibi "baba" kelimeler kendi çatısı altında barındırmayacaktır sözcüklerimi, ona şüphem yok.
Fakat çabam yanında (yanınızda) kıymetli olsun isterim.
Yürümeyi yeni öğreniyor kelimelerim...
Sabret zihnim!
Oğuz abiyi de anlamadılar belki,
belki seni de anlamayacaklar.
Mesele bu değildi ki hiçbir zaman;
mesele senin kendini bilmendi.