İçimde yükselen ama sonunda yine de sessiz kalan, insanlara gerçekliğin sıradan sıkıcılığını anlatma dürtüsüne her seferinde yenik düşerim. Sonra hemen, diğerlerinin de olup biten her şeyi ne denli acınası olduğunu bildiklerini farkederim. Bu sefer de o insanların sahip olduğu bu bilgiyi kasten mi gizli tuttukları, yoksa başka nedenlerle mi bu konu hakkında konuşmak istemedikleri meselesi meşgul eder zihnimi. En sonunda apaçık zavallılıkla nasıl bu kadar iyi baş edebildiğimiz sorusu belirir.
İstemesem de içimdi o tanıdık huzursuzluk kaplıyor; Yaşamım hep böyle sürüp gidemez. İşin gülünç yanı, benim kendi yaşam koşullarımdan pek bir şikayetimin olmaması; oturduğum evden, maaşımdan, yaşadığım evlilik benzeri ilişkiden, yani hayat arkadaşımdan. Yine de uzun bir süredir, hayatımın durdurulamaz bir şekilde parmaklarımın arasından akıp gittiği duygusuna kapılıyorum. Son iki aydır içimde hissettiğim, yaşama yeni bir yön verme dürtüsü giderek güçleniyor. Bir şeyleri değiştirme arzusu, karşı konuşamaz bir baskıya dönüşüyor çünkü neyi, nasıl değiştirmem gerektiği hakkımda hiçbir fikrim yok. Gerçeğin tamamı bu değil. Arada bir içimde beliren umut kırıntısı geride bir parıltı bırakıyor.