"İmperator Fabii," dedim duygusuzca. Ancak mesafeli selamımın ardında sızlayan bir kalp vardı. Onun yüzündeyse kederden iz yoktu. Olmasını istiyordum. Ve bunu bildiğim için adamı anladığımı da biliyordum. O kendi halkının bir askeriydi. Ben de kendiminkinin. O, kendi hikâyesindeki kötü adam değildi. Azrail'in maskesini düşüren kahramandı. Yakalanmamdan sonraki gece Deimos Savaşı'nda Augustus Telemanus filosunu ezen kumandan. Bunların hiçbirini kendisi için yapmamıştı. O da benim gibi asil bir şey için yaşıyordu. Halkı için. Tek günahı, onları kendi tarzında çok fazla sevmekti."
"Onur olmadan gururun ne önemi kalır? Gerçek olmadan, dürüstlük olmadan onurun ne anlamı kalır? Onur okudukların değildir." Romulus göğsüne vurdu. "Onur yaptıklarındır."
"Yüzmeye devam et, dostum," dedim.
Nazikçe başıyla onaylayarak kırbaç biçimindeki jiletini boğazına sardı ve sırtını dikleştirdi. "Ben gens Fabii'den Roque au Fabii. Atalarım kızıl Mars üzerinde dolaştı. Eski Dünya'ya düştü. Bugün savaşı kaybettim ama kendimi kaybetmedim. Tutsak olmayacağım." Gözlerini kapadı. Eli titriyordu. “Ben gece göklerindeki yıldızım. Alacakaranlıktaki kılıcım. Ben tanrıyım, görkemim." Nefesi titredi. Korkuyordu. “Ben bir Altın'ım."
Artık korkma güneşin sıcağından
Ya da öfkeli kışın gazabından
Bil ki görevin bitti dünyadaki
Ayrıldın evinden ve kurtuldun borcundan
Bütün Altın kızlar ve çocuklar gibi
Sen de gidiyorsun aramızdan