“Genç bir kız oturuyor orada. Adı Handan. Bütün sözcüklerden emekliye ayrılmış. Anlatmaya en az yarayanın kelimeler olduğunu anladığından beri daha az konuşuyor. Söylediklerini dinlemeyenler, sessizliğinden mana çıkarmaya çalışmıyor. O da susuyor…”
Bir dalga uzanıp yamacımıza geldi. Geri çekilmedik. Islanmadık da. İnsan en çok kaçmayınca yakalanmıyor ve bazen kaçmak yakalanmaktan çok daha küçük düşürücü.
Bir yerlerden gelenler, bir yerlere gidenler, hepsini nereden bulup buluşturduklarını kavrayamadığın telaşlara adanmışlardı. Mütemadiyen koşturuyorlardı… Bu delişmen hevesi merak etmiştim daima. Çünkü ben koşacak kadar çok istemeyi bilmiyordum hiç kimseye, hiçbir şeyi, hiçbir yere varmayı.
…bir gün herkes gibi ruhumu yetkili makamlara teslim edeceğimi elbet biliyordum. Ama o gün öyle uzak ve muğlaktı ki, galiba ölümümü görmeye ömrüm vefa etmez sanıyordum.