Kendi hayatımın bulmacası ise öylece kaldı. Bir sürü boş kutu, bir sürü cevapsız soru… soldan sağa, yukarıdan aşağıya bütün kareleri tek tek doldurabileceğim, bir kucak hüzünlü kelime…
“Nini,” derlerdi. Ve sanki şunu demek isterlerdi: “Ne tuhaf, dünyada bencillikten, hırstan, kibirden başka bir şey daha var: Nini…” Daima doğru yerde olduğu için onu kimse asla görmezdi. Ve daima güleryüzlü olduğu için kimse ona, sevdiği adam çekip gitmişken ve sütünü içmesi gereken çocuk ölmüşken nasıl güler yüzlü olabildiğini sormazdı.
Bir insanın tek başına, kısıtlı maddi ve manevi imkanlarla, çölden bu Kenan Ülkesi’ni yaşatmayı kadri olduğunu düşündüğümde insanoğlunun gidişatına her şeye rağmen takdire değer buluyorum. Ve bu sonuca varabilmek için nasıl da yüce bir ruhun sabrına ve eliaçıklık konusundaki sebatkarlığına ihtiyaç duyululduğunu hesaba kattığımda, Tanrı’ya mahsus bu esere rehberlik eden bu eğitimsiz köylüye sonsuz bir saygı duyuyorum.