Açıkçası bu kitap bende beklediğim etkiyi bırakmadı. Hikâyenin Bela’nın gözünden anlatılması başta farklı bir atmosfer yaratacak gibi hissettirse de, bir noktadan sonra anlatım bana oldukça tekdüze geldi. Sürekli bir şeyler oluyor ama o içine çeken gerilim ve merak duygusu ne yazık ki yeterince oluşmuyor.
Kurguda ilerledikçe heyecanlanmayı bekledim ama olaylar daha çok tahmin edilebilir bir çizgide ilerledi. Özellikle sonu, sürpriz bir etki yaratmaktan ziyade beklenen şekilde bağlandı. Bu da kitabın bende bıraktığı etkiyi biraz zayıflattı.
Kötü bir kitap olduğunu söyleyemem ama benim için akılda kalıcı ve sürükleyici bir okuma olmadı. Daha yoğun gerilim ve merak unsuru arayanlar için beklentiyi tam karşılamayabilir.
Freida McFadden’ın kitaplarını zaten çok seviyorum ve bu kitap da beklentimi fazlasıyla karşıladı. Asla kitabı elimden bırakmak istemedim. Son derece akıcı, tek solukta okunabilecek bir gerilim romanı. Hikâye ilerledikçe merak duygusu sürekli artıyor ve finalde gerçekten hiç beklemediğim bir ters köşe vardı. Ben çok beğendim, gerilim ve sürpriz son seven herkese kesinlikle öneririm. Kitabın konusunda gelecek olursak sessiz ve sakin bir mahallede bir lise öğrencisi kaybolur. Polis, kaybolan kızı en son gören kişinin Erika Cass’in oğlu Liam olduğunu öğrenir. Başta oğlunun masum olduğuna inanmak isteyen Erika, ortaya çıkan kanıtlarla birlikte oğlunun göründüğü gibi biri olmayabileceği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Artık kendine şu soruyu sorar: Bir anne, çocuğunu korumak için ne kadar ileri gidebilir?
Kitap bir yandan da insanı düşündürüyor. Bazı şeylerin, özellikle de karakterin, genlerle bir şekilde aktarılabildiğini sorgulatıyor.